30 Ağustos 2014

RKBT 1. GÜN- KÖR FAHİŞE BIÇAĞI- ÖN OKUMA VE ÇEKİLİŞ







Merhabalar :) Renkli Kalemler Blog Tur olarak bu sefer, Mendirek Yayınları'ndan çıkan Bir Melek Teyze Polisiyesi serisinin kitaplarını inceledik.

Kitapları merak edenler için, bugün sizlere Bir Melek Teyze Polisiyesi-1/ Kör Fahişe Bıçağı kitabımızın ön okumasını paylaşacağım.

Kitap hakkında yorumum ilerleyen günlerde yer alacak, keyifli okumalar dilerim :)
KOĞUŞ KALK!Sabahın köründe Melek Teyzenin gözleri şak diye
açılıverdi. Sanki rüyasında bir şeytandan tokat yemiş gibi
pörtlemişlerdi. Tavanda asılı duran eski bir dostuna çok
önemli bir şey söylüyormuşçasına, “Katil bakkal olmalı,
evet, konservelerin arkasında,” dedikten sonra, bir anda
yine derin uykunun sakin havuzuna atlayıverdi.
Akşam uyumadan önce polisiye okumuş olmalıydı...
Tekrar gözlerini açması tam yedi kez dışarı fırlayarak
ötüp hemen geriye kaçan guguklu saatin şapşal kuşu
yüzünden oldu. Yatağında doğrulmak için davrandı ama
bu çabası, ekşiyen ve kırış kırış olan sert yüzünden anlaşılacağı
üzere, epeyce canını acıtmıştı. Ters dönmüş bir kaplumbağa
gibi debelenirken “Allah bu romatizmanın cezasını
versin!” diye söylendi. “Ay ay, annem hep yaşlanma
derdi, bak sözünü dinlemedim nooldu...” Söylediği şeylere
kendisi de gülerek ve kazık gibi olmuş eklemlerini çatırdatarak
doğrulup tüylü terliklerini ayağına geçirdi. Sırtına
bir yelek atarak hipnotize olmuş gibi mutfağa ilerledi.
6
Çayı koyduktan sonra sıra her sabah olduğu gibi oğullarını
ve ölen kocasının yaşlı babası Namık Beyi uyandırmaya
gelmişti. Ancak mutfaktan çıkamadan sabah mahmurluğunun
suratına yüklediği nemrut ifadeyle Tuğrul çapaklı
gözlerini ovarak içeri dalınca ufak çaplı bir çarpışma tehlikesi
atlatıldı. Melek Teyze buruşmuş yanaklarını şişirerek
bağırdı oğluna.
“A benim salak oğlum, dikkat etsene. Ahıra mı giriyosun!?
Mutfak burası mutfak.”
Beyoğlu Emniyet Amirliği’nde idari büroda; gün
boyu vizite kâğıtlarıyla, dosyalarla uğraşarak Nirvana’ya
ulaşmasına az bir süre kalan hödük Tuğrul, annesini pek
takmadan boğuk sesiyle “Kahvaltı hazır mı anne?” diye
sordu.
“Eşşek kadar olmuş herif, hâlâ kahvaltı hazır mı
anne!” dedi Melek Teyze oğlunun sesini taklit ederek “El
âlemin oğlu annesini Hawai’ye yolluyor, bizim hödük, kahvaltı
hazır mı anne, başka şey yok.” Avucunu açıp oğlunun
burnuna uzatarak ilave etti: “Elinin körü hazır. Al ye.”
“Hadi anne yaa, işe geç kalcam, alla allaaa!”
“İşe geç kalcakmış, kalmasan noolur, seninle göreve
başlayanların hepsi amir oldu, zaten geç kaldın kalacağın
kadar!”
“Anne yaa!”
“Şimdi bi yumurta yaparım, git yüzünü yıka, öyle
yüğümsüz yüğümsüz dolaşma gergedan suratınla. Baban
da böyle meymenetsizdi. Şimdi öbür tarafta kimlere surat
yapıyo kim bilir. Zavallı şeytanlar, onun için özel karar çıkartmaya
kalkışmadılarsa ben de bir şey bilmiyorum. Yakında
döner gelir.”
7
Tuğrul annesinin makineli tüfek gibi sıraladığı sözcükleri
izlemekten yerinden ayrılamıyor, mutfağın kapısında
mal gibi dikilmeye devam ediyordu. Üstelik sadece
o değildi dikilen, şeyi de sabah ereksiyonuyla şişmiş,
pijamasının içinde beni işet babacım diye bağırmaktaydı.
Melek Teyze bankodan tahta bir kaşık alıp çaat diye geçirdi
oğlunun iki bacağının arasına. Tuğrul iki büklüm olup
alttan üstten nefes salarak ve oiğyh diye bir ses çıkararak
geriledi.
“Aman be anne yaa!” diye bağırdı sonra.
“Sus edepsiz, karşıma geçmiş, sabah sabah, tövbe
tövbe! İnsan bir utanır.”
Bıyıklarının altından titrek homurtular salarak dönüp
banyonun yolunu tuttu Tuğrul.
“Amirinin de karşısına çıkıyor musun böyle salak!
Aah ah, ne günahım vardı da böyle çocuklarım oldu. Ben
dişimi tırnağıma takayım, bunlar için saçımı süpürge edeyim,
kahvaltı hazır mı anne! Şapşal. Kerhanede dolaşıyormuş
gibi karşıma çıkmış, kahvaltı hazır mı anne!”
Anlaşılan bugün pek bir sinirliydi Melek Teyze. Biricik
oğlu Oğul’u ve Namık Beyi uyandırmak için içteki odaya
yürürken kime nasıl saydıracağını bilemez gibiydi. Belki
de bugünkü altın günüydü onun tepesini attıran. Ne de
olsa mahalledeki en büyük düşmanı Hayriye’ye gidilecekti
öğlen. Ama o bu tip gerilimlerin altından kolaylıkla kalkabilecek
soğukkanlı bir yapıya sahip değil miydi canım?
Kapıyı açıp Namık Dedeyle Oğul’un uyuduğu, oksijen
maskesi olmadan iki dakika içinde bayılma garantisi
bulunan odaya girdi. Asayiş Büro Amiri Cevahir suçluları
8
burada sorgulasa beş dakikada bülbül gibi her şeyi şakırlardı.
“Öff, sanki büyükbaş hayvan besliyoruz evde. Şükür
komşular şikâyet etmiyor.”
Böyle deyip, yastığa gömdüğü yüzünün arkasında
takoz kafası şekilsizce havaya uzanan oğlu Oğul’un yanına
seyirtti. Muhakkak oksijen depolamıştı çocuk yastığın içine,
yoksa boğulup gitmemesi imkânsızdı. Annesi kafasını
okşayıp “Hadi oğlum, kalk canım, kış geçti Oğul’um, hadi
kalk, sabah oldu,” deyince o da “Eeöğf, haai bee,” diye bir
ses çıkarıp biraz yana döndü. Göğsünün derin derin şişip
inmesinden rem uykusunun en derin sularında gezindiği
belli oluyordu. Melek Teyzenin başka bir çaresi kalmamıştı.
Ayrıca böyle muziplikleri de pek severdi. Namık
Dedenin yanıbaşındaki sudan takma dişleri çıkarıp azar
azar oğlunun yüzüne dökmeye başladı. Oğul’un gözleri
hafifçe aralandı az sonra. Dünyayı normal insanlardan
yirmi saniye geç algıladığı için bir süre boş boş bakındı.
Akabinde tam burnunun ucunda duran dişleri gördü ve
tombul bir kedi gibi bir metre havaya sıçrayıp neden kaçtığına
bir türlü karar veremeden kapıya koşturdu. Hafif
çekik, mongol yüzünden fırlayan ulumalar Namık Dedeyi
de yerinden hoplatmış, kahvede imam efendinin ballandıra
ballandıra anlattığı Hendek Savaşı’nda hendeğin
öbür tarafında kaldığını ve kâfirlerin uluya uluya üstüne
hücum ettiğini zannederek kendini yere atmıştı. Bastonunu
gelişigüzel havada döndürüyor, gözlüğünü takmadığı
için kırmızı pörtlek gözleri her karaltıyı bir düşman olarak
algılıyordu. Bu arada Melek Teyze bir oraya bir buraya
9
bakmakta, hangi sahneye güleceğini şaşırmaktaydı. Oğul
koridora fırlamış böğürerek koşarken birden evin içinde
bir silah patladı.
Paat!
“Ayol nooluyo?” diye bağıran Melek Teyze kendini
hemen odanın dışına atıp manzaraya baktı. Oğul yere yatmış
tir tir titremekteydi. Tuğrul tabancasıyla ve deli gözleriyle
odasından dışarı çıkıp Oğul’a baktı ve “Lan sen miydin
manyak!” dedi sinirli sinirli.
Akabinde de sıkı bir tokat yiyip susuverdi. Melek
Teyze ok gibi oraya fırlayıp buruşmuş suratında kaplansı
bir öfkeyle önüne dikilmiş, ayarsız elini bir çabuk oğlunun
yanağıyla buluşturmuştu. Tuğrul’un siniri de böylece bir
anda sönüvermiş, yanağına oturan ateş utangaç homurtuların
arasında kıpkırmızı parlamıştı.
“Ay şimdi gebericem. Evin içinde ateş ediyor adam!”
Tuğrul bir tokat daha yememek için eliyle yüzünü
koruyarak “Yaa anne, hırsız zannettim ben bu salağı. Anıra
anıra koşturunca şey ettim. Bana ne vuruyon, ona vursana!”
“Sus, senden mi öğrenicem hangi oğluma vuracağımı.
Uyanırken korktu yavrucak, kardeşine anlayışlı davran
demedim mi ben sana? Kalk yavrum sen. Kalk kaplanım,
kalk, bak geçti, yok bir şey.”
Oğul her zamanki gibi, anasının o boğuk, hırıltılı sesini
bir hipnoz kelâmı addederek sakin bir şekilde ayağa
kalktı ve “Annea bea, ben acıktım,” dedi sabahları genelde
üstüne artık yemek dökülmüş paslı bir teneke gibi kokan
ağzından tükürükler saçarak. Tuğrul’un kısılmış gözleri,
annem burada olmasa bu iti nasıl da tokat manyağı yapa10
rım düşüncesini ele veriyordu.
“Koş bakayım, üstünü değiştir, yüzünü de yıka, sonra
mutfağa gel, yumurta yapıyorum size.”
“Çişim de var annea,” dedi Oğul kızarak.
“Aaa, tamam, ne güzel, çişini de yap o zaman,” dedi
Melek Teyze banyoya gitmesini işaret ederek.
“Çok geldi bea,” dedi Oğul. Hâlâ kızgındı.
“Çok yaparsın sen de oğlum.”
“Anne yaa, işe geç kalıyorum. Alla allaaa,” dedi Tuğrul.
“Hey yarabbim!” dedi Melek Teyze, Tuğrul söylenerek
mutfağa ilerlerken.
Namık Dede odanın kapısından önce bastonunu
sonra kafasını uzatıp tedirgin ve düşmanca gözlerle kendilerine
baktı. “Nooluyo be orda?” diye sordu sonra. Hâlâ
gözlüğünü takmamış olduğu için koridordakileri tehditkâr
titrek gölgeler şeklinde algılıyordu.
“Noolcak babacım, bir şey olmuyor. Kahvaltınıza
fare zehiri mi koyayım arsenik mi onu düşünüyorum,”
dedi Melek Teyze.
“Haa, sen miydin Melek,” dedi Namık Dede hâlâ
kuşku içinde ağzını şapırdatarak. “Bir şeyler oldu temin
ya. O deli sıpası mı azdı yine?”
“Rüya görmüşsün babacım, yok bir şey.”
“Peeeh!” deyip sustu ihtiyar. Bir an gözlerini pörtleterek
düşündükten sonra da, sanki özellikle o anı beklemiş
gibi bir anda patlayıverdi. “Dişlerim, dişlerimi bulamadım
Melek. O sıpa benim dişlerimi takmış, suyumu da içmiş.”
“Ben takmadım bea! Yalancı!” diye bağırdı hiç geçinemediği
dedesini o dakikaya kadar kötü gözlerle süzen
11
Oğul.
“Hiç yapar mı öyle şey babacım? Dişlerin odada seni
bekliyor, biraz önce gördüm. Yastığını ısırmışsın, üstünde
kalmış,” dedi Melek Teyze çarpık bir gülüşle.
“Ben ısırmam, manyak mıyım ben yahu, o eşşek sıpası
ısırmıştır,” dedi Namık Dede öfkeyle. Yumuşamaya
niyeti yok gibiydi.
“Yalan söylüyo bea, yalancı, manyaek!” diye
şikâyetini tekrarladı Oğul.
“Hişşt, kesin bakayım, aaa,” dedi Melek Teyze. Sonra
da hemen banyoya girip bir çabuk mutfağa gelmelerini,
yumurtayı soğutmamalarını söyledi. O arkasını dönmüştü
ki, paldır küldür ayak seslerine her zamanki gibi bir sopanın
çat sesi karıştı.
“Dur, terbiyesiz edepsiz, arsıız!” diye titreyerek bağırdı
Namık Dede. Melek Teyze hışımla döndüğünde
Oğul’un telaşla o tarafa yönelen ihtiyarı ittirip bir çabuk
banyoya daldığını gördü.
“Oğuul!” diye bağırdı ama bu kızgın ses banyonun
kapısında dönen anahtarın “çlak”ı karşısında bir çırpıda
anlamsızlaşıvermişti. Oğul’u oradan asla çıkaramazlardı
artık. Bir işiyorsa üç şeyiyle oynadığı için çişi en az beş dakika
sürecek, pek çok sabah vuku bulmasa olmaz bu elem
olay da yine dedenin altına kaçırmasıyla sona erecek ve
zavallı ihtiyar her zamanki gibi hüngür hüngür ağlayıp ev
sakinlerinin yüreklerini burkacaktı. O da nedense biçare
Oğul’un spastik olduğunu, böyle şımarıklıklar yapmasının
önüne geçilemeyeceğini bir türlü anlayamıyordu. Yaşlılık
işte.
12
Tuğrul annesiyle daha fazla uğraşmamak için kahvaltıyı
yine emniyet amirliğine erteleyerek çekip gittiğinde
ve Oğul dedesi altına kaçırmadan tuvaletten çıkma büyüklüğünü
gösterdiğinde, “Deliler evi valla. Hem de zırdelilerin
evi,” dedi Melek Teyze. Sahanı ocaktan alıp masanın
meyveli plastik örtüsünün üstüne yerleştirdi. Bir an annesine
bakıp pür dikkat yine koridora dikti gözünü Oğul.

a Rafflecopter giveaway

29 Ağustos 2014

Would You Rather Book Tag / Hangisini Seçerdiniz Kitap Mim'i

Bana bu mimi yollayan bitanecik blogger Kitap Keyfim'e kocaman teşekkürler :)





Hangisini seçerdiniz?


1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?


Esasen tek kitapları daha çok seviyorum. Seriler yayınevinin inisiyatifine kaldığından yani kimi yayınevi serinin kitaplarını 3-5 ay aralıklarla basarken, başka bir yayınevi 1 senede basıyor. Böyle olunca insan bir önceki kitabı unutuyor. Bir çok seriyi de ticari kaygı olarak görüyorum.

2-  Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?

Kitaplığımda açık ara kadın yazarlar önde. Kadın yazarların, duyguyu daha net verebildiğine inanıyorum kendi kendime. Erkek yazarlarda da severek takip ettiklerim var.

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı internet üzerinden kitap almak mı?

Kitapçıya gidip almak. Ama internet ortamında çok daha ucuzken, mağazadan 2 kitap alacağıma, aynı parayla 4-5 tane internetten alırım. 

4-Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?

İkisi de değil. Bir tanesini seçmem gerekirse o da, film olurdu. Edebiyat uyarlamalarının geneli güzel olmuyor, istisnalar olsa bile.

5- Günde 5 sayfa kitap okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

Günde 5 sayfa mı, kimseye yetmez sanırım bu :) Soruya haftada 5 kitap diyorum, ancak hayat şartları ve koşuşturmaları içinde haftada 5 kitap bana çok geldi, 3 belki :)

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?

Profesyonel bir yazar olmak... Çocukluk hayalimm :)

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa hergün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

Elbette yeni kitaplar, ömür kısa okunacak kitap çok :)

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

Kitap satıcısı olmak. Hatta mümkünse kendi kitap kafemi açmak :)

9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı?

Favori türümden elbette. Zevk aldığım bir şey varken neden devam etmeyeyim o türe?

10- Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e kitap okumak mı?

Fiziksel kitap kopyaları elbette.




28 Ağustos 2014

MİM- Kitaplığınızdaki En İyi 10 Kitap Kapağı

Merhabalarr :) İki blogger arkadaşım beni mimlemişler.

Hayallerimde Saklı Gerçekler ve Yamakdan teşekkürler kızlar, seve seve cevaplayacağım :)





Esasen, kitap kapakları benim için önemli bir konu. Kitap alırken seçimlerimi bir parça etkiliyor. İçerikle ilgili olmayan kapaklara sinir olmakla birlikte, daha kitaba başlamadan kitaba sempati duymama neden olan kapaklar da oluyor.

Önemli bir konu demiştim kapaklar. Yani eğer kitaptaki bayan karakter sarışınsa sen oraya kızıl saçlı bir kız koyamazsın. Yada erkek karakter mavi gözlüyse, kahverengi gözlü birini koyamazsın. Ama koyanlar var ve almıyor muyuz, el mahkum alıyoruz.

Son dönemlerde kapak görsellerini çok beğendiğim 2 tasarımcı var. İlknur Muştu ve Yasin Öksüz. Her ikisinin de tasarımlarının büyüüük bir çoğunu çok beğeniyorum.


Gelelim mime :)



1) Kapak taslağını yayınevi sayfasında gördüğüm an çok beğenmiştim :)




2) Çiklit için çok tatlı bir kapak değil mi?




3) Bir diğer çiklit. Şunu söylemeliyim ki, kapak yakından çoook daha güzel. :)




4) Çok güzel bir kapak ve çok güzel bir kitaptı. Arkadya yayınlarını çoook sevdiğimi söylemiş miydim :)



5) Bir diğer güzel kapak daha. Renkler çok güzel, hikaye güzel, çeviri güzel. Serinin son kitabı beklenmekte.



6) Henüz okuma fırsatım olmadı ama kapağı her gördüğümde beni çağırıyor :)



7) En beğendiğim kapaklardan bir tanesi. Merak ile aldığım bir kitap, en kısa zamanda okunacak.



8) Maviyi çok seven biri olarak bu kapağı beğenmezsem olmazdı :)



9) Konu olarak bir parça Son Kamelyayı andırıyor fakat kapağı çok zarif buluyorum.




10) Son zamanlarda çıkan en beğendiğim kapaklardan bir tanesi Duygu :) Henüz okumadım, okuyunca yorum blogda olacak.






Mim seçme açısından zor oldu gerçekten :) Burçin ve Tuğçe, tekrar teşekkür ederim :)

Bu mimi yapmak isteyen herkese gönderiyorum :)


23 Ağustos 2014

RKBT. 4.GÜN LENA DİAZ- KÜLLER VE ANILAR "YORUM"

Merhaba, ilk tur kitabım olan Küller ve Anılar kitabını yorumlayacağım bugün :)


Öncelikle kitap,bir seriye ait. Serinin 3. kitabı. Bağımsız da okunabilen Ölüm Oyunları serisine dahil bu kitabın türü,polisiye, gerilim denebilir.






Esasında çok fazla polisiye,gerilim kitaplarına düşkünlüğüm yoktur. Bu kitaba başlarken ya beğenmezsem diye korkuyla başladım ama kitabın son sayfasını okuyup, kapağı kapatınca bu korkumun yersiz olduğunu anladım. Çünkü kitap gerçekten güzeldi :)






Kitap Tanıtımı:

Her mektupla gelen saklı bir ipucu ve her ipucunun arkasına saklanmış korkunç bir gerçek...

Savannah'daki FBI ofisine, kaynağı belli olmayan mektuplar gönderilmektedir. Her birinde farklı bir kurbanın ismi yazan mektuplar, bir çocuk tekerlemesiyle sonlandırılmıştır. Küller küller, hepsi düşüp ölürler...

Kurbanların yardım feryatlarından etkilenen Özel Ajan Tessa James, cinayetleri çözmek için işe koyulur. Danışman olarak da yanına çekici ve akıllı bir genç olan Matt Buchanan verilir. Cinayetlerle birlikte, ardında küllerden başka bir şey bırakmayan kundakçı bir katil de ortaya çıkacaktır. Tessa, ipuçlarının kendisini işaret ettiğini anladığında bir şeyin farkına varır; Eğer geçmişini hatırlayamazsa, bir sonraki kurban o olacaktır.



Kitap Yorumu: 

FBI ajanı Tessa James,son 3 senedir sonu hep aynı şekilde biten yani "KÜLLER,KÜLLER HEPSİ DÜŞÜP ÖLÜRLER." cümlesinin bulunduğu mektuplar alır. Mektupları yazan kişi belli değildir. Bu mektupların her biri,farklı bir cinayet işaretidir.

Tessa, sebebini bilmediği bir şekilde bu mektupları ve katilin sırrını çözmeye çalışır. Fakat şefi, Tessa'ya boşa uğraştığını ima eder. Tessa ise bu olaydan  vazgeçecek gibi değildir. Şefi ile bir anlaşma yaparlar, Tessa'nın mektupların sırrını çözmek ve katili bulmak için tam 7 günü vardır. Ve bir de yardımcı vermiştir şefi Tessa'ya.
Kendisinden 6 yaş küçük ve ukala bulduğu Matt Buchanan. Tessa ve Matt beraber çalışmak zorunda kalırlar,anlaşmadan dolayı.

Tessa, geçmişine dair hiçbir şey hatırlamamaktadır. Acaba bu cinayetlerin Tessa ile bir bağlantısı var mıdır? Bu 7 gün içinde, Tessa mektupları yazan kişiyi bulacak mıdır? Geçmişini hatırlayabilecek midir? 



Kitabın konusu genel hatlarıyla böyle. Özellikle son 100 sayfada gerilim sahnelerinden dolayı kitap oldukça akıcı ve heyecanlı :)

Çeviri çok güzeldi. Kapak da öyle. Yazarın yeni kitabını dört gözle bekliyorum,çünkü yazım dili çok akıcı.

Şefika arkadaşımız, kitabın yazarı Lena Diaz ile güzel bir söyleşi yaptı. Okumak isterseniz buyurun: Lena Diaz Söyleşisi
Yazar:Lena Diaz

Çevirmen:Cem Yurttaş
Yayınevi:Eksik Parça
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2014

Kitaba puanım 5 üzerinden 4. Gerilim-polisiye severlere tavsiye edilir :)




NOT: Facebook ve blog çekilişlerimiz devam ediyor. 






Erken Rüya Zamanlar- Fatma Erdek- YORUM

Uzun bir zamandır yeni kitabını beklediğim, çıkan her kitabını severek okuduğum Sevgili Fatma Erdek'in yeni kitabı geçtiğimiz hafta kitapçılarda yerini aldı. Dayanamayıp hemen aldım ve yine elime ikinci alışımda bitirdiğim bir kitap okudum böylece :)





Kitabımız genel olarak, 15 yıl önce büyük bir aşk yaşarken, gençliğin verdiği toylukla çevresel dolduruşlara gelen, yanlış anlamalara kurban giden bir aşkı konu alıyor.


Eser gencecik bir gazeteci. İdealleri ve sağlam karakteri olan bir genç. Nehir ise, zengin bir aile kızı. Bir gün kader, Eser ve Nehir'i bir cüzdan vasıtası ile karşılaştırır. Ve aralarında bir ilişki başlar.


Eser, bu aşkın zorluklarının bilincindedir ve çok sevdiği Nehir'e güzel bir hayat yaşatmak için daha çok çalışması gerektiğinin farkındadır. Fakat durum, Nehir'in gözünden malesef böyle değildir.


Araya giren yıllar ve kişiler, büyük bir aşkı nasıl sınar?  Uğrunda canınızı verecek kadar sevdiğiniz kişiyi 15 sene sonra görseniz ne hissedersiniz? Yarım kalmışlığı, kininizi bastırabilir misiniz?

İşte Fatma Erdek bu soruların cevaplarını işlemiş, hemde ilmek ilmek. Duygu dolu, hüzün dolu. Yazarın her romanı, içinize işliyor, bu duyguları nasıl kaleme almış diye şaşırıyorsunuz.

Bu arada Barlas ve Güven karakterlerinden sonra ben Eser'i de çook sevdim. Hatta biraz fazlaca sevmiş olabilirimmm :) :)


Kitabın sinir karakterleri ise, kesinlikle Şule ve Kaan. Her iki karakter de ultra sinir bozucuydu.

Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Eğer daha önce yazarı hiiiç okumadıysanız bence geç kalmışsınız, 3 kitabını da tavsiye ederim.

Kapak görselini çok beğendiğimi söylemeliyim. Editoryal açıdan  kitap çok başarılıydı. Ufak tefek 3-5 hata vardı sadece ve göze hiiç batmadı.  Yazarın diğer romanlarının da en kısa zamanda basılmasını diliyorum.


Fatma Erdek Melekler Zamanı yorumum için: Melekler Zamanı

Fatma Erdek Kara Kış Beyaz Düş yorumum için: Kara Kış Beyaz Düş




Fatma Erdek ile İzmir Kitap Fuarı'nda tanışma ve sohbet etme imkanım oldu bu sene. Çok candan ve kibar bir hanım yazarımız. Okurlarına karşı çok sıcakkanlı. Benim için çok güzel bir anı oldu, umarım bu sene fuarda tekrar kendisi ile görüşmek kısmet olur.
Yazar:Fatma Erdek
Yayınevi:Ephesus Yayınları
Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2014

Kitaba puanım 5 üzerinden 5.



















22 Ağustos 2014

RKBT. 3.GÜN LENA DİAZ- KÜLLER VE ANILAR "YURTDIŞI YORUMLARI"

Merhaba :)

Lena Diaz- Küller ve Anılar kitabımızın yurtdışı yorumlarını paylaşacağım bugün tur kapsamında.

Öncelikle yorumlar Amazon ve Goodreads sitelerinden alınmıştır,belirteyim.

Kitabımız, Goodreads sayfasında 4.36 gibi bir puana sahip.

Amazon sayfasında ise,  4.7 lik bir puanı var.

İki sitede de 1 puanlı yorum bulunmadığı için, 2,3,4 ve 5 puanlı yorumları yayınlayacağım.


5 Puan





Kitap çok güzeldi. Elimden bırakamadım. Karakterler çok gerçekti. Hikaye çok merak uyandırıcıydı. Eğer kitabı elimden bırakırsam birşeyleri kaçıracakmış gibi hissettim. Bu kitabı şiddetle tavsiye ederim.
Bu kitap Lena'dan  okuduğum  2. kitap. Diğerini de sevmiştim. Lena'nın daha fazla kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.


4 Puan






Hikayede keyif aldığım çok fazla şey vardı. Çok iyi yansıtılmış karakterler ile iyi yazılmış bir kitap.
Hikaya çok akıcı ve sizi bir an önce kitabın sonuna sürüklüyor. 2 küçük problemim var hikayeyle, biri mizahi eksiklik, diğeri kadın karakteri sıkıcı bulmam.


3 Puan





Genel olarak kitap çok iyiydi. Fakat benim şikayetim kadın kahramanla idi. Beni başlangıçtan finale kadar deli etti. Bir FBI ajanına göre olgun olmayan ve toyca hareketleri vardı. Eğer bu faktörü göz ardı ederseniz kesinlikle okumaya değer bir kitap.


2 Puan





Bu kitaba 2.5 vermek isterdim. Başlangıcını beğendim,karakterlerin çoğunu beğendim.  Geçmişten gelen dedektiflerin ayrıntılarıyla anlatılmadıgını düşünüyorum ve final kısımları tutarsızdı. Ayrıca güçlü kadın figüründen sıkıldım. 
 Spoiler uyarısı!! 
Hamilelik yaşı için araştırma yapılmalıydı.  O yaşta bir çocuk için,çok nadir bir durum.Onu biraz daha büyük yapmalıydı. 



Yorumlar bu şekilde, benim yorumum yarın blogda olacak.

Facebook çekilişimiz için linke tıklayınız : Renkli Kalemler Blog Tur Facebook




a Rafflecopter giveaway

20 Ağustos 2014

Renkli Kalemler Blog Tur'dayım

Merhabalar. Bugün güzel bir haberim var. Uzun zamandır severek takip ettiğim blog tura dahil oldum.


Arkadaşlarım teklif ettiğinde çok sevindim fakat yapabilir miyim diye epey tereddüt ettim. Sonrasında onların yüreklendirmesi ile tura dahil oldum. Umarım birlikte güzel işler yaparız. Beni aralarına alan 5 değerli arkadaşıma teşekkürlerimle.


Renkli Kalemler'i facebooktan takip etmek isterseniz buyrun: Renkli Kalemler Blog Tur- RKBT




14 Ağustos 2014

Son Kamelya- Sarah Jio- YORUM




Sevgili arkadaşlarım Pınar, Burçin ve Şefika ile bir kitap etkinliği yaptık. Bu etkinlikte ilk kitabımız Son Kamelya oldu. Onların yorumlarını görmek için isimleri tıklamanız yeterli. Şefika'nın Yorumu Burçin'in Yorumu Pınar'ın Yorumu



Kitap, klasik Sarah Jio tarzında. Yani 1940 ve 2000 lerde geçiyor, bir gizem var, çekilen acılar var, gizemin peşinde bir çift var.


Amerika'da yaşayan fakir bir fırıncı ailenin kızı olan Flora Lewis, bahçelere ve bitkilere çok düşkündür. Flora, hem fırında ailesine yardım eder. Hem de botanik bahçesinde bitkilerle uğraşır. Hayatı bir gün aldığı bir iş teklifiyle tamamen değişir. Flora, ailesine karşılık, kendini uluslararası çiçek hırsızlığı zincirinde bulur. Flora'nın görevi, İngiltere'de yer alan Livingston Köşkünün bahçesinde yer alan ve çok nadir bir çiçek olan Middleburry Pembesi Kamelya'yı bulmaktır.

Flora, Livingston Köşkü'ne annesiz 4 çocuğa bakmak bahanesiyle dadı olarak girer. Ve kamelyanın izini sürmeye başlar.


2000 'lerde ise Addison ve Rex çifti, Rex'in ailesi tarafından alınan Livingston köşküne gelir. Addison'ın geçmişinde, bir türlü yakasını bırakmayan gizemler vardır. Addison hem kendi geçmişindeki gizemleri, hem köşkün gizemlerini çözebilecek midir?


Kitap, alıştığımız Jio tarzıyla iki zamanlı ilerliyor. Açık söylemek gerekirse, Jio'nun ülkemizde yayınlanan tüm kitaplarını okumuş biri olarak, bu kitapta bir parça sıkıldım. Bu kitabı beğenmedim anlamına gelmiyor, fakat sanırım bir süre bu tarz kitap okumak istemiyorum :)

Yayınevinin kalitesi tartışılmaz. Az ama öz, kaliteli  kitap çıkaran bir yayınevi Arkadya. Kapak, iç kapak, püskül, çeviri her şey yine dört dörtlük.

Yazar:Sarah Jio
Çevirmen:Ayhan Ece Şirin
Yayınevi:Arkadya Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2014

Kitaba puanım 5 üzerinden 4.







7 Ağustos 2014

The Book Sacrifice Tag

Blogunu severek takip ettiğim, Kitap Keyfim beni bu etkinlikte mimlemiş. Çok teşekkür edip,sorulara geçiyorum :)










Senaryo 1: Kitapçıda kitap seçtiğinizi düşünün, bir anda bir zombi saldırısıyla karşılaşıyorsunuz ! Etrafınız oradan oraya koşuşan insanlarla dolu, karşılık verebileceğiniz bir silahınız ya da sığınabileceğiniz bir yer yok. Tam o sırada kitapçının sahibi bir duyuruda bulunuyor. Bu zombilerin tek zayıf noktası herkesin bayıldığı ama sizin nefret ettiğiniz bir kitap. O yüzden size bunu yaşatan bir kitabı seçmeniz gerek !


Çoook zor bir soru ama sanırım buna kült bir kitap ismi vereceğim. Kumral Ada Mavi Tuna. Okuduğum süreçte, psikolojik kısımları özellikle beni epey daraltmıştı. Kitabı yarım bırakmadım, ama anlayamadım da insanların neresine ayılıp bayıldığını. Sevenleri darılmasın, gücenmesin :)


Senaryo 2: Bir kuaföre gittiniz ve saçınızı yaptırdınız. Blendax reklamındaki abladan bile güzel, hacimli saçlarınız var. Derken deli gibi bir yağmur bastırıyor, şiddetleniyor, şiddetleniyor! Kendinizi korumak için hangi ''devam kitabını'' feda ederdiniz?

Yazarını çook sevmeme rağmen, Bora'nın Kitabını feda edebilirim. Klasik Ayşe Kulin tarzını çok çok seviyorum ama bu serisini sevemedim pek :(


Senaryo 3: Edebiyat dersinde hocanız klasiklerin ne kadar önemli olduğundan, dünyayı nasıl değiştirdiğinden bahsediyor. Ama siz bu konuşmaya katlanamıyorsunuz ve hayatınızda okuduğunuz en tiksinç klasiği hocanızın kafasına fırlatıp, gururla bunun nedenlerini açıklıyorsunuz.


Hepimize okumamız için dayatılan bir klasik muhakkak olmuştur. Benim tiksinç klasiğim ise, Balzac- Vadideki Zambak. Klasiklerin, küçük çocuklara, okuma sevgisi oluşturduğunu değil tam tersine okuma olayını olumsuz etkilediğini düşünüyorum kendimce. Dayatma ile kitap okutmak çok yanlış,hele klasikler gibi ağır kitapları. Bilmem bu düşünceme katılır mısınız, zira şu an okuyan kitleye baktığımızda çoğu kendi tarzını bulmuş, aşk, polisiye, fantastik vs. türleri kendi deneyimleri ile seviyor veya uzak duruyorlar.


Senaryo 4 : Küresel ısınmanın dünyanın anasını ağlattığı bir dünya düşünün. İnanılmaz sıcak ya da inanılmaz soğuk hava koşullarıyla yaşıyorsunuz. Eskimo ceketinizi giyip ısınmak için gayret ediyorsunuz. Isınmak için hangi kitabınızı yakardınız?


Demet Altınyeleklioğlu kitaplarımı yakardım sanırım, Mihrimah olabilir.



Bu güzel mim için tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Ben de Kitap İklimi , Kitap Arası Kahve Molası ve Geveze Kitap Kurdu bloglarını mimliyorum.



5 Ağustos 2014

Yeni Kitaplar-4

Merhaba, yeni bir alışveriş yazısı ile karşınızdayım :)

D&R'da bir süredir 9.90 TL ve 5 TL kampanyası var. Ben de dayanamayıp 9.90 TL kampanyasından yararlandım. Ve 3 kitap aldım kampanya dahilinde.









Erken Rüya Zamanlar hariç, diğer 3 kitap 9.90 kampanyasından alındı. Kampanya, çeşitli yayınevlerinin güncel kitaplarını kapsıyor. Eğer alışveriş yapmak isterseniz mutlaka D&R şubelerini veya internet sitesini ziyaret edin, mutlaka beğeneceğiniz bir kitap çıkacaktır.





1 Ağustos 2014

Film Yorumları -2




Başrollerini Beren Saat ile Uğur Yücel'in paylaştığı film, bir uyarlama. Hint yapımı Black adlı filmden uyarlanan film, 2013 yapımı.

Görme ve işitme engelli Ela ile, ablasını aynı hastalıklardan kaybetmiş öğretmen Mahir'in birbirlerinin hayatları üzerindeki etki diyebiliriz filmin konusuna. Elayı bir fazlalık gibi gören babasına karşın, Mahir'in Ela'yı eğitecek olmasını kocasına zar zor kabul ettiren Handan, kızı için Mahir'in değişik öğretmenlik şekline alışmaya çalışır. Ela için, yeni şeyler öğrenmek çok zordur. Mahir ise yılmadan bu kıza destek olacaktır.


Film o kadar duygusal ve o kadar dramatikki, etkilenmedim demek çook güç.  Film hakkında her yerde  olumsuz yorumlar var. Evet uyarlama bir film. Ama insanlar neden çalıntı muamelesine takılmış anlamak güç. Zira ekranlara veya beyaz perdeye bakıldığında izlenen pek çok dizi ve film edebiyat uyarlaması ya da daha önceden çekilmiş bir eserin uyarlaması. Filmi ben çok beğendim şahsen.

Beren Saat, Uğur Yücel ve Ayça Bingöl'ün oyunculukları muhteşemdi gerçekten.Ela'nın küçüklüğünü oynayan Melis Mutluç, küçük yaşına rağmen çok başarılı bence. Gerek Ela rolü, gerek Mihrimah rolü ile çook başarılıydı. Umarım oyunculukta çok iyi yerlere gelir.

Filmde favori sahnem diyebileceğim bir sahne malesef yok, çünkü birden fazla sahne var. En etkilendiğim sahneler,  Ela'nın diploması ile Mahir'i ziyaret ettiği sahne ile alzheimer olan Mahir'e Ela'nın, Mahir'in Ela'ya öğrettiği ilk kelimeyi öğretmesi idi.

Filmi olumsuz yorumları dikkate almadan izlerseniz, daha iyi olacaktır.

Fragman ve diğer bilgiler için : BENİM DÜNYAM













Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...