28 Mart 2015

GÖZLERİNDEKİ CANAVAR- J.M.DARHOWER- YORUM




Kitap Tanıtımı:

Kırmızı Başlıklı Kız, Koca Kötü Kurt'a âşık olursa… Ignazio Vitale iyi bir adam değildi. Onu ilk gördüğümde tehlikeyi sezmiştim. Karanlık ve öldürücü… Büyüleyici ve ürkütücü... İstediğim her şey ve ihtiyacım olan son şey... Saplantı…

Beni ağına düşürmesi, yatağa atması ve hayatına dahil etmesi çok uzun sürmedi. Onun sırları vardı, hayal bile edemeyeceğim sırlar… Gözlerindeki karanlık, ürkütücü ve heyecan vericiydi. O, yakışıklı prens maskesi ardına gizlenmiş bir canavardı ve maskesini çıkardığında her şey değişmişti. Ondan nefret etmek istiyordum. Bazen ediyordum da... Ama bu onu sevmeme engel olmuyordu.

Kitap Yorumu:

Merhabalar. Aslında kitabı bitireli bir kaç gün oldu. Fakat ne yazacağımı bilemediğimden yorum gecikti :) 

Mutlaka kitabın yorumlarını görmüşsünüzdür. Olumlu-olumsuz pek çok yorum yapıldı bu kitaba. Ve malesef olumsuz yorumların ışığı altında başladım okumaya biraz. Ama bir kez daha gördüm, beğeni gerçekten müthiş göreceli bir durum. Nitekim öyle oldu. Ben kitabı gayet beğendim. Kurgu olarak oldukça başarılıydı.

Konusuna biraz değinmek gerekirse, Karissa, 18 yaşında, üniversite öğrencisi bir genç kız. Kendi halinde bir yaşantısı var Karissa'nın. Hayatındaki en yakın kişi, oda arkadaşı Melody. Karissa'nin bir de annesi var. Ve kitabın son 50 sayfasını okuyana kadar kadının çok ciddi bir paranoyak olduğunu düşündüm. Son 50 sayfada ise, yazar esas olaya girince anladım.

Karissa, cep telefonunu düşürdüğünde, karşısına çıkan adamın, tüm yaşamını değiştireceğini bilmiyordu. O adam yani Ignazio Vitale, Karissa'nın hayatına adeta bir bomba gibi düşecekti.

Ignazio Vitale, 38 yaşında bir adam. Kitabı bitirdiğimde bile, Naz hakkında hala cevaplayamadığım sorularım kaldı. Neyse, Ignazio, sırları olan ve karanlık bir adam. Çift kişilikmiş gibi düşünebiliriz aslında. Naz iken farklı, Vitale iken farklı biri çünkü Ignazio Vitale.

Kitap, ikilinin yakınlaşması ve Naz'ın sırları ile sarılı. 

Biliyorsunuz, kitabın eleştirilen 2 başlığı var. Biri bdsm, diğeri 20 yaş gibi bir yaş farkı. Şimdi, kitapta tecavüz vardı kısmına katılmıyorum. Çünkü yoktu. Naz, başında zaten Karissa'ya istemediği takdirde durabileceği konusunda bazı şeyler söylemişti. Yani Karissa durdurabilirdi, nitekim durdurmadı. Diğer konu olan yaş farkı, evet 20 yaş çok ciddi bir fark. Genelde kitaplarda yaş farkı görüyoruz. 10-15 yaş skalasına alışkınız bile diyebilirim. Fakat 20 yaşın kitapta bir olayı var zaten. Nedeni olan bir durum yani bu fark.

Ben kitabı beğendim. Farklı bir kurguydu. Dikkat ederseniz, Gözlerindeki Canavar bir KURGU. Son 50 sayfası ile coşan bir kurguydu özellikle. Tahmin edemeyeceğim bir sondu, yani nedenselleştirme anlamında başarılıydı. Ve Vitale'nin başta ve sonda aynı adam olarak kalışı da iyiydi. Ne iyi, ne kötü. Adam ikisini birden benliğinde taşıyan biriydi zaten. Karissa'nın ise birazcık daha olgun karaktere sahip oluşu hoş olabilirdi.

Diğer detaylara baktığımızda ise, genelde kitap kapağında insan yüzü görmeyi pek sevmem. Ama kapak cidden Ignazio Vitale idi bence. Çeviride beni rahatsız eden bir şey yoktu. Arzu Hanım'ın okuduğum üçüncü çevirisi oldu böylece, Gözlerindeki Canavar.

Kitabın sonu dediğim gibi biraz ucu açık kaldı. Devam kitabını en yakın zamanda Yabancı Yayınları çıkarmalı. İkinci kitabı, Ignazio ağzından okuyacağız. Merak ediyorum. Gerçi ikinci kitabın bir kısmını okudum, orijinal dilinde. Elbette Türkçesini beklemek daha heyecanlı.:) Herkese keyifli okumalar dilerim :)


Kitabın Yazarı: J.M. Darhower
Çevirmen: Arzu Altınanıt
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 448
Basım Yılı: 2015 


Kitaba puanım 4.5 /5.







27 Mart 2015

KİTAP TANITIMLARI #6




LYNSAY SANDS-İNGİLİZ GELİN ANNABEL:

Asla evleneceğini düşünmemişti. Annesi ansızın onu manastırdan alıp eve götürmek için geldiğinde,Annabel bir rahibe olmak için yemin etmek üzereydi... Böylece, evden kaçan ablasının nişanlısı olan İskoç lorduyla evlenebilecekti!

Bir eş olmakla, bir ev idare etmekle ve özellikle gerdek gecesiyle ilgili hiçbir şey bilmiyordu. Asla âşık olacağını düşünmemişti. Ross MacKay, Annabel’i gördüğü andan itibaren, utangaç ve tatlı müstakbel eşine vurulmuştu...

Annabel’in bedeninin kıvrımlarının da ayrı bir lütuf olduğunu düşünmüştü. Ancak, bir düşman Annabel’in hayatını tehdit edince, Ross onu İskoçya’ya götürdü. Annabel evlenmeyi planladığı kadın olmasa da, arzuladığı tek kadındı.




Orjinal Adı: An English Bride In Scotland
Çevirmen: Belgin Selen Haktanır
Sayfa Sayısı: 328
Çıkış Tarihi: 3.04.2015
Fiyatı: 19 TL





AYŞEGÜL ÇİÇEKOĞLU-BIRAKMA ELLERİMİ:

Birlikte büyüdüğü, ilk aşkı ile evlenerek mutlu sonu yakaladığına inanan genç bir kızdı Elif...
Peşinden hiç ayrılmadığı, ‘bir gün mutlaka seninle evleneceğim’ dediği, biricik aşkı ile evlenerek mutlu olacağına
inanan genç bir erkekti Toprak...
Sadece romanlardaki evliliklerin mutlu sonu oluyordu. Oysa daha evliliklerinin üzerinden iki yıl geçmeden Toprak gitmek istiyordu. Elif’i arkasında bıraktığında gerçekten mutlu olabilecek miydi? Bunu bilmiyordu, ama bildiği tek şey
artık Elif ile de mutlu değildi.
Elif, Toprak’ın gitmesiyle birlikte ailesini, işini, arkadaşlarını bırakarak hiç bilmediği başka bir şehirde ilk aşkını unutmaya çalışacaktı. Bu sefer bırakılan elleri bir başkası tarafından tutulduğunda gerçek aşkı bulacak mıydı?
Yoksa ilki gibi o da bir yanılsama mıydı? Hayatına giren ikinci Toprak, birincinin acılarını silebilecek miydi?

Sayfa Sayısı:440

Çıkış Tarihi:3.04.2015
Fiyatı :20 TL

23 Mart 2015

RKBT 3. GÜN SENDEN BEBEK İSTİYORUM- ASLIHAN AKAGÖZ- YORUM




Kitap Tanıtımı:

Senden Bebek İstiyorum Çünkü seni hiç unutmadım.

Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz.

"Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."


Kitap Yorumu:


Çook beğenerek okuduğum bir kitabın yorumu ile buradayım. Aslıhan Akagöz, daha önce Çirkin Güzel 1 ve 2 ile güzel bir başarı yakalamıştı. Şimdi, Senden Bebek İstiyorum ile yerini garantiledi bence. Beklentimin üstünde çıkan bu kitabı, büyük keyif alarak, kısa zamanda okudum.

Konuya bakacak olursak, Yiğit ve Mert Yücesoy, iki kuzen. İkisine de yıllarca babaanneleri bakmış. İkisi, sürekli çekişme içinde. Pek iyi anlaşamıyorlar. Babaanneleri Pakize Hanım, ikinci kez kalp krizi atlatır. Tek bir isteği vardır. Aslında kendisi için istek, Yiğit ve Mert için, bir emir, şantaj, teklif adına ne derseniz deyin. Pakize Hanım, torunlarından şunu ister: Ben ölmeden, ilk önce hanginizin bir bebeği olursa, servetim onundur.

Bu teklifin ardından, Yiğit- Mert ikilisi arasında bir rekabet başlar. Fakat, bu kolay olmayacaktır. Kendilerine önce yıldırım hızıyla evlenecek ve hemen doğum yapacak birini bulmak zorunda kalır Pakize Hanım'ın torunları.

3 sene önceki bir yaşanmışlığın kahramanı olan Feyza ile annesinin ameliyatı için para bulması gereken, zor durumdaki Sedef. Bakalım hayat bu dört kişiye neler gösterecek? İlk önce kimin bebeği olacak? Miras kime kalacak?


Çook akıcı ve eğlenceli bir kitap ile karşı karşıyasınız. Aynı zamanda çok duygusal. Kitabın kalınlığı gözünüzü korkutmasın. Çünkü bölümler öyle yerlerde kalıyor ki, bir sonraki bölümü okumadan duramıyorsunuz.

Senden Bebek İstiyorum, bana çok keyifli bir hafta sonu geçirtti. Kapak ve redakte anlamında da iyiydi. Naif bir dille ele alınışı da.

Aslıhan Akagöz'e yazarlık kariyerinde başarılar dilerim, yolu açık olsun :)


Kitabın Yazarı: Aslıhan Akagöz
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa Sayısı: 615
Basım Yılı: 2015


Kitaba puanım 5/5






22 Mart 2015

RKBT 2. GÜN SENDEN BEBEK İSTİYORUM-ASLIHAN AKAGÖZ- DİĞER HİKAYELERİ VE ÇEKİLİŞ



Merhabalar :) Güzel bir kitabın turuyla karşınızdayız. Bugün, sevgili yazarımız Aslıhan Akagöz'ün diğer kitaplarından ve hikayelerinden bahsedeceğim. Çekilişimize katılmayı da unutmayın :)

Öncelikle yayınlanan kitaplar:

Çirkin Güzel-1


Melike Çetinoğlu kilolu bir kadındır ve aynı zamanda kocasına delice aşıktır.Kocası tarafından da büyük bir aşkla sevildiğine inanmaktadır.

Ta ki bir iş adamının verdiği davette, aklının ucundan bile geçmeyecek bir gerçekle yüz yüze gelene dek...

Hayatının koca bir yalandan ibaret olduğunu öğrenmesi sonucu pembe gözlüklerinin arkasından baktığı dünyası bir anda kararmıştır.

Çareyi hem kocasından hem de alışık olduğu ortamdan tümüyle uzaklaşmakta bulur.

Bir yıl sonra tüm planlarını hayata geçirmiş bir şekilde geri döndüğünde ise artık kendine güveni tamdır.

Tek arzusu ise canını yakanın canını yakmaktır.

Çağrı Çetinoğlu ile görülecek son bir hesabı vardır




Çirkin Güzel-2 Aşka Uyanış




"Bir daha kimsenin seni benim üzdüğüm gibi üzmesine izin verme"diyerek Melike'nin hayatından çıkıp gitmiştir Çağrı. Gitmenin hiçbir derde çare olamayacağını bile bile kendine başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuştur. O hayatta Melike'nin olmaması ise en büyük eksiğidir... Melike ise henüz ayrılığın acısını atlatamadan sevdiği adamın mektubuyla derinden sarsılmıştır. Yüreği Çağrı'nın peşinden gitmek için can atarken, o mantığını dinleyip aşkından vazgeçmeyi seçmiştir lakin günler ve geceler boyu duyduğu o yoğun özlemi dindirebilmeyi hiçbir şekilde başaramamıştır.Sonra bir gün genç çiftin ortak bir kararla ayırdıkları yolları, kaderin oyunuyla aynı noktada tekrar birleşir... Geçmişin acılarını unutup birlikte yeni bir başlangıç yapmaları mümkün olacak mıdır? Peki ya aşk bir yolunu bulup tekrar iki yürekte o en saf haliyle var olmayı başarabilecek midir?


"Seni ömrümün sonuna kadar beklerim. Bu zamana kadar nasıl beklediysem, bir o kadar daha beklerim. Yeter ki sen bana gelmekten hiç vazgeçme."


Senden Bebek İstiyorum






Senden Bebek İstiyorum Çünkü seni hiç unutmadım.

Bir adam neden baba olmak ister? Mutlu ve sıcacık bir yuvada kendinden bir parçaya hayat verip onu büyütmek için, olabilir mi? Ama Yiğit ve Mert'in baba olmayı kabul etmelerinin sebebi bu değildi. Büyükanneleri Pakize Hanım gülümseyerek, "İlk kim kucağıma bir torun verirse bütün servetim onundur," deyince Mert, sırf Yiğit'e bir konuda daha üstünlük sağlayabilmek adına kabul etmişti bu isteği. Tek niyeti Yiğit'i her konuda alt edebilmekti. Peki, Yiğit buna izin verecek miydi? Mert'in kendisini alt etmesine göz yumacak mıydı? Peki iş anne adaylarını ikna etmeye gelince neler olacak dersiniz? Aslıhan Akagöz'ün çok okunan romanlarından aldığınız tadı sürdürmeye devam edebilirsiniz. Eğlenceli ve bir an bile kesilmeyecek heyecanıyla elinizdeki kitapla yazara hayranlığınızın artacağını garanti ederiz.

"Benim size verebilecek hiçbir şeyim yok," dedi güçsüz bir sesle. "Hayır, yanılıyorsun Sedef." Adını adamın ağzından duymak garipti. Rahatsızlık vericiydi. "Sen şu sıra bana çok lazım olan o en önemli şeyi verebilirsin." "Ben anlayamıyorum. Mert Bey siz benden ne istiyorsunuz?" "Ben senden bir bebek istiyorum."



Bir Yudum Sevgi ("AŞK'ın Yolu Bir" Serisi #1)


ne vakit ıslatsa kaldırımlarını küçük şehrimin yağmur. önce buğulu bir hal gözlerimin ferinde; sonra damla tanecikleri. yoldaş olur gözyaşım yağan yağmurla; bir ürperti sarar bedenimi, sensizlikten payıma düşen yalnızlıktan ötürü. nevakit ağlayıp sızlasa bir yorgun bulut, kıramaz esaretin zincirlerini gönlüm, kaçabilmek korkularımın ötesine geçemez asla. kayıp giden her an kayıptır artık ve yarınlara atılan kördüğüm Annesinin tekrar hayata tutunabilmesi için kendini feda eden bir kadın... Sevgi... Tekerlekli sandalyeye mahkum oğlu ile birlikte hayatta bir başına kalmış genç bir baba.... Fırat... Bu ikilinin aşk hikayesini okumaya ne dersiniz?

Ne Olacak Halim?

''33 yaşına yeni girmiş genç bir kadın. 15 yıl önce arkasında bırakıp, terk ettiği kasabasına ve geçmişine, aldığı kötü bir haber sebebiyle geri dönmeye karar veriyor. Peki ya, 15 yıl önceki gibi bulabilecek miydi, ardında bırakmış olduğu sevdiklerini ve sevdiğini?...’’

Bir Damla Aşk ("AŞK'ın Yolu Bir" Serisi #2)


Karşısındaki adamın gözlerinin içine baktı onu anlamaya çalışarak...Ama bir türlü başaramıyordu bunu..Anlayamıyordu işte onu..

‘’Unut gitsin...’’dedi belkide bininci kez...Demesi kolaydı belki de, kendisi için uygulaması imkansızdı işte. Genç adam’a unut diyordu ama kendisi nasıl unutacaktı bilmiyordu genç kız...İlk aşkını, ilk erkeğini ve hatta...Aklına gelenle gözlerini acı içerisinde yumdu...Herşey çok güzel olabilirdi oysa...Mutlu olabilirlerdi..Eğer sevdiği kadar sevilseydi!

‘’Unutamayacağımı biliyorsun...Benimle evlenmeni istiyorum’’ dedi adam..Ve sesi hiç olmadığı kadar kararlı çıkıyordu bu sefer...

Mavi gözlerini tekrar adamın yakışıklı çehresine dikti. Neden ısrar ediyordu ki sanki bu kadar? Sevmediği ve hiç bir zamanda arkadaşça duygulardan fazlasını beslemeyeceği bir kızla neden evlenmek istiyordu..Sırf o sebep yüzündense, evlenmeden de halledilebilirlerdi o sorunu...

‘’Evlenmeyeceğim...’’ Oturduğu yerden hızla kalkarak, çantasını eline aldı...’’Seninle olmakla büyük bir hata yaptım, evet haklısın...Ama bundan daha da büyük bir hata yaparak, sırf vicdanını rahatlatmak isteyen bir adamla evlenmeyeceğim...Kalbinde bana karşı bir damla aşk bulunmayan bir adamla evlenmeyeceğim...’’ 

Bu son sözlerinden sonra hızlı adımlarla ayrıldı cafe’den genç kız. Daha genç adam’a sırtını döner dönmez, süzülmeye başlamıştı inci taneleri yanaklarından. Elinde değildi...Çok seviyordu..Herşeyden çok..Ama olmazdı...Onun başkasını sevdiğini bilirken, onunla evlenemezdi...


Bir Aşkta İki Cambaz ("AŞK'ın Yolu Bir" Serisi #3)



‘’Burak Bey, Füsun Önal’ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?’’ Nikah memurunun yinelediği sorusuyla, bakışları bu sefer konukların bulunduğu bölüme kaydı. Ve orada kendisine yüzündeki zafer gülümsemesiyle bakan kadını buldu. Nasıl da kendinden emindi genç kız. Burak’ı köşeye sıkıştırmayı başardığı için kendisiyle gurur duyuyor olmalıydı. ‘’Burak Bey, tekrar soruyorum. Füsun Hanım’la evlenmeyi kabul ediyor musunuz?’’ Bakışlarını bu seferde kendisine endişeyle bakan annesi ve babasına çevirdi. Sanırım bu işin sonunda en çok onları hayal kırıklığına uğratmış olacaktı. Aslında şimdi düşününce, bu ne ilk nede sondu. Burak hiçbir zaman anne ve babasının uslu, efendi, örnek çocuğu olmayı başaramamıştı. Sonra bakışları tekrar yanındaki gelini buldu. Artık onun endişesi gözlerinden okunabilecek kadar barizdi. Ona karşı içinde büyük bir suçluluk duygusu hissetmeden edemiyordu. Bu duygunun, onu ilk kez bir başkasıyla aldattığında değil de, şimdi tam nikah masasına oturmuşlarken kendisini hissettirmesi de oldukca ironikti. ‘’Burak?’’diye fısıldayan kadına özür dileyen bir bakış attı. Sonra tekrar bakışlarını konukların arasındaki kadına çevirdi. Gözlerini onun gözlerinden bir saniye olsun ayırmadan, sonunda nikah memurunun o bilindik sorusuna cevap vermeyi başardı. ‘’Hayır, kabul etmiyorum.’’ Ve bu yüzden cehennemde yanacağını biliyordu. ‘Hem de Seval’in cehenneminde’ diye tamamladı düşüncelerini...


Aşk Perisi

Ben küçük meraklı ve her zaman başını derde sokmayı başaran beceriksiz bir aşk perisiyim.Ama bu sefer işler daha önce olmadığı kadar çok sarpa sarmıştı. Bana verilen herhangi basit bir görevde bu kadar çuvallayacağm kimin aklına gelirdi ki? Oysa sözde her şey tere yağından kıl çeker gibi kolay olacaktı. En azından plana sadık kalsaydım öyle olacaktı. Peki ben ne mi yaptım? İnsanların aşk hayatını birbirine kattım.

Aşk Sebebim

"Bir Aşk aynı anda insanın hem en büyük felaketi hem de mutluluk kaynağı olabilir miydi? Zaten o Aşk her şeyin sorumlusu değil miydi?"
Genç bir yazar olan Lal aynı zamanda çok iyi bir gözlemciydi. Etrafındaki olayları yakından inceleyip, romanlarında çeşitli hayat hikayelerine yer vermek ayrıca en sevdiği şeydi.Sonra bir gün eline bir mektup geçti.Rahmetli teyzesi Rana Hanım'ın mektubu...O mektupta kendisinden istenilen şeyin hayatını bir anda değiştirebileceğini nereden bilebilirdi?
Aşk: Kör Kuyu
Aynadaki görüntüsüne baktı derin bir iç çekerek…Evet, çok güzel olmuştu..Ama güzel olan sadece dış görüntüsüydü..Içi...içi ne haldeydi kimsenin bir haberi yoktu işte…Hala göz yaşları akmak için göz pınarlarını zorlarken, nasıl sahte bir gülümseme takınacaktı yüzüne acaba? Bunun olduğuna inanamıyordu…Üzerindeki krem rengi, oldukçça pahalı elbiseyi elleriyle parçalamamak icin kendini zor tutuyordu şimdi.. O anda oda kapısının tıklatıldığını duyarak, arkasına doğru döndü…Işte oradaydı..Çocukluğundan beri tüm hayallerini süsleyen adam, tam karşısındaydı… - ’’Abim sana bakmamı rica etti benden…Aşağıya inmenin zamanı geldi…’’ Işte o an, hayal ettiklerinin ömür boyu hayal olarak kalacağindan bir kez daha emin oldu, çünkü birazdan başka bir adamla nişanlanacaktı...Sevdiği adamın abisiyle nişanlanıyordu…

a Rafflecopter giveaway

20 Mart 2015

KİTAP TANITIMLARI #5



OLUR BÖYLE BOKTAN ŞEYLER

“Hey Tanrım!

Bir dahaki sefere ben çaldırsam sen beni arar mısın?”


Hayatınızın en berbat günlerini yaşıyorsunuz. Tam olarak dibe vurmuş durumdasınız. Sonra aniden karşınıza bir telefon numarası çıkıyor. Arıyorsunuz. Telefonun diğer ucunda hiç tanımadığınız bir ses: Tanrı'nın sesi.

Muhtemelen bunun bir şaka olduğunu düşünüyorsunuz.

Ya da belki de delirdiğinizi.

Fakat bu ne bir şaka ne de siz keçileri kaçırdınız.

Sahi, o numarayı yeniden aramaya cesaret edebilir miydiniz?


“Konuşmamız gerek Tanrım. Aslında bunu çok daha önce yapmamız gerekirdi ama beni ciddiye almadığının farkındayım. Oradan nasıl göründüğü hakkında en ufak bir fikrim yok ama bilmeni isterim ki buradan bakıldığında işler pek de yolunda gitmiyor.

Yani dünyayı diyorum.

Farkında mısın bilmiyorum ama boka batmış durumdayız.

Hey, sana söylüyorum, beni duyuyor musun? Ah hadi ama…

Kontör tam da bitecek zamanı buldu. Hey Tanrım, bir dahaki sefere ben çaldırsam sen beni arar mısın?”



“İnanılmaz yaratıcı…

Springfield âdeta şöyle diyor:

Emniyet kemerlerinizi bağlayın ve uçuşa hazır olun.”

– Kirkus Reviews



“Büyüleyici, etkili, komik; bu kitap, en ilginç hikâyelerin hiç ama hiç beklenmedik yerlerden gelebileceğinin bir kanıtı.”

– Booklist

Orjinal Adı: Magnificent Vibration

Yazar: Rick Springfield
Çevirmen: Özlem Özarpacı
Yayınevi: Parodi Yayınları
Sayfa Sayısı: 328

19 Mart 2015

DELİ DİVANE-NEHİR ERDEM- YORUM




Kitap Tanıtımı:

"Susmadığın her an, seni öperek susturacağımı söylemiştim Yeliz! Ve bunu yapmaktan asla çekinmeyeceğimi biliyorsun, aksine bu bir zevk olacak..."

Bir yanda Karadeniz gibi bir adam: Hırçın, öfkeli, mert… Diğer tarafta başına buyruk bir deli kız: İnatçı, sevimli, çenebaz…

"Benim ilk aşkım sensin Memet... Kalbim ilk defa sana attı ve Allah şahidimdir en son yine sana atacak..."

Ve doludizgin giden bir aşk: Karadeniz kadar hırçın, yaylalar kadar özgür, İstanbul kadar tutkulu…




Kitap Yorumu:

Korkut Ailesi'nin tek kızı olan Yeliz, abileri Yağız ve Yiğit'in onu inşaat ile ilgili bir proje için görevlendirmesi ile kendini Karadeniz yollarında bulur. Yeliz, burada bir anlaşma imzalatacak ve yapılacak inşaat için arazi araştırıp, işlerini halledecek ve evine geri dönecektir.

Kiraladığı araba ile gitmesi gereken yeri bulmaya çalışan Yeliz, ıssız yolda kaybolduğunu düşünür. Derken, bir araba görür. Araba bozulmuştur ve arabanın altında uzanan bacakları görür. Tahmin edileceği üzere bozuk aracın sahibi, Yeliz'in aradığı Mehmet Gürmanoğlu çıkar :) Yani Gürmanoğlu Turizm Otelcilik A.Ş.'nin sahibi. :) Fakat, iki tarafın da karşısındaki kişinin kim olduğuna dair bir fikri yoktur, yani bir süreliğine :P

Mehmet ve Yeliz'in kesişen yolları, pek çok olayı beraberinde getirecektir.


Nehir Erdem kaleminden okuduğum ikinci kitap oldu Deli Divane. Öncelikle kitabı çok beğendiğimi belirtmeliyim. Karadeniz'de geçmesi, türküler, kadın karakterin güçlü ve aklı başında bir kadın olması, erkek karakterin tatlılığı ve elbette Rabia Babaanne :)

Kitabı okurken Rabia Sultan'ı sevmeyen olmuş mudur? Bilemiyorum, ama ben çok sevdim. Yeliz ile benzer oluşları, Memet'e çektirdikleri, Rabia, süperdinn süper :D Hele kitabın sonundaki 59 sene evvelki tanışma kısmı :)

Kitabın yan karakterlerini de sevdim. Yiğit-Yağız kardeşler ve eşleri, bir de Güven ile Habibe :) Güven'in Habibe'nin düzgün konuştuğunu anladığı ilk anda verdiği tepkiler :D

Gayet akıcı yazılmış kitap. Kemençeli ayraç, içerik ile çok uyumlu :)

Karadeniz'de geçen, eğlenceli ve bol çekişmeli, mutlu bir aşk hikayesi okumak isteyenlere öneririm.

Kitabın Yazarı: Nehir Erdem
Yayınevi: Müptela Yayınları
Basım Yılı: 2015
Sayfa Sayısı:416

Kitaba puanım 5/5.



17 Mart 2015

KİTAP TANITIMLARI #4



Trendeki Kız
   
Paula Hawkins
   
Sadece Amerika’da ilk 6 haftada 230.000 adet satıldı.
 New York Times Çok Satanlar listesine, çıktığı hafta 1.sıradan giriş yaptı ve hâlâ 1.sırada.

 Amazon ve Goodreads’de  Ocak 2015’in En İyi Kitabı seçildi.

 Washington Post, iBooks Çok Satanlar listelerinde 1. Sırada.

Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

  “Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!” –S.J. Watson

 “Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock’u.” –Terry Hayes

 “Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman.” –Lisa Gardner

 “Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!” –Publishers Weekly.

 “Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar.”  –Kirkus

 “Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor.” –Entertainment Weekly


Trendeki Kız
  
 Yazar: Paula Hawkins
 Sayfa Sayısı: 360 sayfa
 Dağıtım Tarih: 13/03/2015



16 Mart 2015

OKUMA ETKİNLİĞİ: GENÇLİK HATIRASI-ECE ALTINKAYA- YAZAR SÖYLEŞİSİ


Etkinliğimize yazar söyleşisiyle devam ediyoruz.

1) Bizi kırmayarak zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz öncelikle. Sizi tanımayanlar için, Ece Altınkaya'yı kısaca tanıyalım. Ece Hanım, günlük hayatında nasıl biridir? Neler yapmaktan hoşlanır?

Merhaba. Ne demek? Bütün zamanlar sizin. :) 35 yaşında, evli, bir oğlan annesiyim ve yakında da bir tane daha oğlan annesi olacağım. Bunların haricinde günlük hayatta da bir eş ve anne sıfatlarının üstüme yüklediği koşuşturma telaşesi içinde yazmayı seven bir insanım. Bunlardan arta kalan zamanda tabi eğer öyle bir zaman varsa, :) gülmeyi, eğlenmeyi, gezmeyi, okumayı, öğrenmeyi, dinlemeyi ve dinlenmeyi seven bir kişiyim. Yani herkes gibi…

2) Peki, ne oldu da Ece Altınkaya yazmaya başladı?


Eğer hikaye yazmayı kastediyorsanız, 2010 senesi civarlarıydı. Oğlumun iki buçuk yaşlarına geldiği zamanlardı. Sanırım, kitaplarda okuduğum hayatlar bana kelimelerden oluşmuş bir anahtar verdi, o zamana kadar girmeye cesaret edemediğim, başka bir alemin kapılarını açacak bir anahtar. Ben içimdeki duyguları, sözlerin yazıya dökülmüş haliyle anlatmayı daha iyi başaran biri oldum hep. Ancak bu ifade ediş genellikle şiirimsi şeklindeki yazılarda ortaya çıkmıştı o ana kadar. İçimdekileri dışa vuruş hiç düz cümlelerle yansımamıştı. Ben en çok okumayı severdim. Kitaplarda anlatılanlar kendi yazdıklarımdan çok daha heyecan verici ve müthişti çünkü. Belki de, topraktan biçimlendirilen bir çömleğin pişmesi gibi o süreç için beklemiştim. Çömlek piştikten sonra hazırdı üstüne şekiller verilerek boyanmaya… Ben de o alemin kapısını elimdeki anahtarla araladım ve karşımda Gülperi ve Ateş’i buldum. :)

3) Gençlik Hatırası'nı yazarken nasıl tepkiler aldınız?

Ben Gençlik Hatırası’nı, ilk bir forumda yayınlamaya başladım. Çok fazla foruma da eklemedim. Sadece iki tane foruma eklemiştim. Daha sonrada birkaç arkadaşımla birlikte kurup yönetimini üstlendiğimiz Facebook’taki Rengarenk Hikayeler adlı sayfamıza… Ancak hikayemi ilk günden beri okuyanlar hiçbir zaman bırakmadan ve bu uzun süreç zarfında usanmadan hikayemi okumaya devam etti. Gelen her tepki, her yorum, benim için paha biçilemez çünkü onların içimde uyandırdığı duyguları hiçbir kelime anlatmaya yeterli olmaz. Onların hikayeyi okuması ve destekleri ile her bölüm sonunda ise gelen yorumlar, paylaşımlar benim yazı yazmaya devam etmem için büyük bir güç verdi. Benim iyi bir iş yaptığımı ve bu hayata bir imza bıraktığımı düşündürttü. Beni mutluluktan mest etti. Onlara müteşekkir kalmama sebep oldu.

4) 1990'lar ile ilgili bir romanı yazarken, siz neler hissettiniz?

Ben tabi ki çok çok severek yazdım. Bir kere benim de bir zamanlar genç olduğum zaman dilimiydi doksanlar. Her şeyi, tüm mutlulukları, hüzünleri, aradaki geçişleri en zirvede yaşadığım gençlik dönemi. Tabi biz bu geçişleri yaşarken, kimse duygular arasında ışık hızıyla geçiş yaptığımızı fark etmezdi. Çünkü çok fazla dışarı yansıtmazdık, yansıtamazdık. Tüm fırtınalar içimizde başlar, içimizde şiddetini alır ve yine içimizde sonlanırdı. Annelerimiz, babalarımız ‘Ahh! Şimdi oğlumuz, kızımız ergenliğe girince biz onlara nasıl davranacağız’ diye, kara yaslara kapılıp, arpacı kumrusu gibi önceden düşüncelere dalıp, tedbirler almazdı, alamazdı. Çünkü o zamanlar ergenlik diye bilinen bir kavram yoktu. :) Ya iyi aile kızı, çocuğu olurdun ya da hayırsız evlat muamelesi görüp, dış mihraklar tarafından ‘Allah kimsenin başına vermesin böyle çocuk!’ diyerek, hafif kız, serseri oğlan damgası yiyip, mimlenirdin. Ataerkil ve dışa kapalı toplumdan daha yeni yeni çıkıp, bazı fikirlerin, bazı kesimlerce (bunlarda en aydın kesimlerdi) ancak kabul edildiği zamanlarda genç olmanın zorlukları vardı. Her şeyden en önemlisi sosyal medyayı bıraktım internet denilen bir olgu yoktu. Ben şimdi oğluma ‘biz üniversitede okurken daha kimsenin cep telefonu yoktu, yeni çıkıyordu, tek tük olan kişilerde diğerlerinde olmayınca kimse kimseye şimdi olduğu gibi anında ulaşamıyordu, o yüzden cep telefonları cepte yükten, olanlarda havalı ve ulaşılmaz bir cihazdan başka bir şey değildi o zamanlar’ dediğimde bunu kafasında nasıl canladırmaya çalışacak çok merak ediyorum. :)

5) Gülperi, bir parça içine kapanık ve sakin bir karakter. Bu şekilde kurgulamanızın özel bir sebebi oldu mu?

Evet, belki de derinlerde, Gülperi’yi o zamanki liseli Ece’ye karakter olarak benzetmek istemiş
olmamdır bu şekilde kurgulamamın. Çünkü doksanlardaki bir genç kızı yazıyordum ve en net, sağlıklı, erişilebilir bilgiyi o zamanlarda genç kız olmuş birinden alabilirdim. Bu veriye de en rahat içimdeki genç kızı tanımlayarak ulaşabilirdim. Ancak yine de en önemli sebep, kitaplarda şimdinin kendine çok özgüvenli, hazırcevap, herkese meydan okuyan, kafa tutan, dik başlı, her işi beceren, güçlü, ele avuca sığmaz, popüler kadın karakterlerinden farklı bir karakter yazmak istemem olmuş olabilir. Bir de böyle uysal, çekingen bir genç kız olsun baş karakter olarak, bakalım nasıl olacak, dedim.

6) Hikayede geçen kahramanlardan hangisini kendinize daha yakın hissediyorsunuz?

:))) Tabi ki Gülperi'yi. :) Yani çoğu kişinin deyimiyle, masalımızın silik Peri Kızı'nı.

7) 3 kitaplık bir serinin ilk kitabını okuduk. Peki diğer 2 kitapta bizleri neler bekliyor?

Aslına bakacak olursak, bu hikayeye ben başlarken seri olsun diye başlamadım. Bir genç kızın kadınlığa doğru yürüdüğü, 16 yaşından 31 yaşına kadar olan bir hayat dilimini ele almak istedim. Kısa bir hikaye anlatmak isteyerek başladım fakat sonra Gülperi ve dolayısıyla Ateş’in anlatacaklarının devamına kulak kabartırken, onları kısa bir hikayenin içine hapsedemeyeceğimi anladım. Onları hikayeleri sürüyordu ve anlatacakları bitmemişti. Onlar kulağıma fısıldadı ben anlattım. İkinci kitapla birlikte, Gülperi’nin başka bir hayat dönemine girişini okuyacağız. Başka bir hayata adım attığında bile hatıralarının hayatına yansımasını ve yaşarken ne ile rastlaşacağımızı bilmediğimiz ama karşımıza çıkardıkça hayatın cilvesi dediğimiz türden yaptığı o planların, Gülperi’nin yaşantısına yansımalarını…

8) Bu kitap, yazarlık kariyerinizin ilk basamağı oldu. Peki, siz kendinizi nasıl buldunuz?

Bir kişinin kendisini eleştirmesi kadar zor bir şey yoktur sanırım. Ve şimdi bir dağın eteğinde durmuş, buranın ilk basamağından yukarı doğru çıkan basamaklara doğru bakıyorum. İnsan karşıdan aldığı geri bildirim, yorum ve eleştirilerle kendini ileriye götürecek yolun rotasını çizmeye çalışır diye düşünüyorum. Bu kitapla ilk bebek adımımı attım, umarım sağlıkla gelişen ve büyüyen her mutlu çocuk gibi yazarlık kariyerimin de olgunluk aşamasını yaşarım.

9) Yazmaktan kaçınacağınız bir tür var mı?

Sanıyorum komedi. :) Komik biri olduğumu düşünmediğim için yazmakta zorlanırım diye düşünüyorum.

10) Yazarken sizi ne zorlar?

Komedi haricinde mi ? :P ^_^ Beni sadece yazarken değil yaşarken de zorlayacak bir durum; Samimiyetsizlik. İçten olmayan, içten gelmeyen her şey beni zorlar.

11) Gençlik Hatırası'nı yazarken özellikle dinlediğiniz müzikler oldu mu?

En çok üzüldüğüm nokta bu. :) Ben Gençlik Hatırası’nı yazarken o kadar güzel müzikler öylesine
harika şarkılar eşliğinde yazdım ki hatta bunların çoğunu, forumda ve Facebook sayfamızda, hikayemi paylaşırken hikayemin satır aralarına ekledim. Çünkü o bölümleri anlatan o duygu bütünlüğünü ve yoğunluğunu yaşatabilecek, o yıllara ait çok güzel şarkılardı. Kıyamadım hiç birine. Benim yazarken yaşadığım gibi, hikayeyi okuyacak olanları da içine çeksin istedim. Ancak tabi hikaye kitaplaşırken hikayenin içinde adları geçen şarkılar kaldı. Diğerleri silinmek zorunda kaldı. :)

12)forum kökenli bir yazar olarak forumlar hakkında neler söyleyeceksiniz?

Çok güzel, keyifli ve verimli bir ortamdı. Şöyle ki; doksanları ortasında genç olmuş ve o zamanları ortasından yakalamış biri olarak aynı şekilde forum yazarlığını da ortasında ve en keyifli zamanlarında yakaladığımı düşünüyorum. Ve o ortamı yaşadığım için kendimi çok mutlu, ayrıcalıklı hissediyorum. Benden daha eski olanlar çok daha iyi bilirler muhakkak ancak, orada edindiğim dostluklarım, arkadaşlarım, okurlarım hayatıma çok şeyler kattılar. Hepsi de hayatıma iyi ki girmiş dedim her zaman ve bu böyle gidecek. Hepsine çok teşekkür ederim bir kez daha.

13) Şu an yazdığınız yeni bir şeyler var mı? Biraz bahseder misiniz?

Evet aslında var. Başlangıçlarını yaptığım iki hikaye, beş bölümünü yazıp Wattpad’e eklediğim ‘Kaçak Kalp’ isimli bir hikaye, kafamda dönüp duran kurgusuyla bekleyen iki hikaye daha ve sonunu yazmaya çalıştığım bir Gençlik Hatırası var. Başlangıçlarını yazdığım hikayeler de, Gençlik Hatırası’ndan tanıştığınız bazı karakterlerin yer aldıklarını söyleyebilirim. :)

14) Okuyucularınıza neler söylemek istersiniz.

İlk öncelikle çok teşekkür etmek istiyorum. Gençlik Hatırası’na, Ateş ve Gülperi’ye (her ne kadar onu bazen buna layık görmesiniz de :D) verdiğiniz kıymet için. Bu hislerle kitaba destek olmanız, benim gözlerimi yaşartacak, sevinçten ağlamama neden olacak kadar önemli. İnsanın yürürken yalnız olmadığını bilmesi, tökezlediğinde elini tutup onu kaldıracak bir gücün yanı başında durduğunu hissetmesi çok güven verici. Ayrıca bana ilettiğiniz, söylediğiniz, en ufak söz bile beni nasıl onurlandırıyor anlatamam. Beni böylesine bir mutluluğa layık gördüğünüz için tekrar çok teşekkür ederim. Çok seviliyorsunuz. İyi ki varsınız. :)

Sevgili Ece Altınkaya'ya samimiyeti için çok teşekkür ederiz :)

13 Mart 2015

OKUMA ETKİNLİĞİ: GENÇLİK HATIRASI-ECE ALTINKAYA- YORUM VE ÇEKİLİŞ



Geçtiğimiz günlerde, Belalı Korumam'a bir okuma etkinliği düzenlemiştik. Şimdi yine aynı grup ile, Ece Altınkaya kaleminden Gençlik Hatırası'nı okuyup yorumluyor, sizlere de 2 adet hediye ediyoruz. 




Kitap Tanıtımı:

Sana Ateş Böceği ve Peri Kızının hikâyesini anlatmamı ister misin?

Masum bir masalın içinde çok sevmişlerdi, Peri Kızı ve Ateş Böceği…Birbirlerine bir kalp atımı kadar yakın olup, okyanus aşırı kadar uzakken. Yeryüzünde, insanlık tarihi kadar eski, yeri göğü yakacak kadar heyecan verici; ey AŞK!

Ve yaşamaya devam ettikçe, o da bizimle birlikte var olacak. Çocuk yaşlarımın sonu genç kızlığımın başıydı. Başımda kavak yellerinin estiği, rüya gibi yıllardı. Henüz lisedeydim. Ve kalp kırıklığından henüz bihaberdim. Bir gün okulun çıkışına o geldi. Adı Ateş'ti. Adı gibi yakıp kavuran koyu renk bakışları, asi tavırları ve tavırlarına inat gülümsediğinde amansızca ortaya çıkan can yakan gamzeleri vardı. Ansızın gelmiş ve benim tekdüze çarpan yüreğimi alıp kendi yörüngesine fırlatmıştı.

Ateş çenemden tutarak başımı tekrardan kendisine doğru kaldırmıştı. Güven veren ve ışıldayan bir gülümsemeyle bana bakmış "Ve eğer senin için kokum, biraz olsun senden bana esen ve beni serseme çeviren kokun gibiyse, şu zavallı kalbim mutuluktan çıldırabilir…"' demişti. Kocaman açılmış gözlerimle ona bakmıştım.

"Ben nasıl kokuyorum ki?
"Aşk gibi…"



Kitap Yorumu:

Sene 1996... Gülperi, lise öğrencisi bir kız. Çekingen, içine kapanık, çok arkadaşı olmayan, güzelliğinin bilincinde olmayan, hatta bazen bazı şeylere sesi çıkmayan. En yakın arkadaşları Buket ve Ayşe ile birlikte, ev-okul arası bir hayatı var.

Bir gün lisenin çıkışına son derece yakışıklı, karizmatik biri gelir. Motorunun başındaki delikanlıya elbetteki tüm kızlar ilk görüşte aşık olur. Kısa sürede bu gencin Buket'in kuzeni Ateş olduğunu öğrenir Gülperi. Gülperi için Ateş, erişilemez bir aşktır.

Derken, Buket'in doğum gününde, Gülperi'nin bir hayali gerçekleşir. Buket sayesinde :) Bu noktadan sonra Ateş- Gülperi yakınlaşması karşı konulamaz şekilde gerçekleşir. Fakat, her güzel şey, bir gün bitmeye mahkum mudur?

Konuyu spoiler vermeden bu şekilde anlatmaya çalıştım :) Şimdi gelelim benim neler düşündüğüme. Öncelikle bölüm başlarındaki şiirler ve kitapta bolca yer alan 90'lara ait şarkılar çok güzeldi. Buket'in nostaljik doğum günü partisi çoook güzeldi :) Gülperi'yi pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Ateş'i elbette sevdim :) Buket gayet tatlı bir kankaydı bence. Buket'in hödük sevgilisi Emrah ise, kırolukta dünya markası biriydi. Hele 'narin yarim' olayı :D Bir de gııcccccııkk Selda var, sanırım anladınız sevmediğimi :)

Kitabın başı çook durağan başlasa da, benim için özellikle Buket'in doğum günü sahnesinden sonra açıldı hikaye. Hemen olaya girilmemiş yani kitabın başında. Kitabın sonu için diyeceğim tek şey, nasıl olur, neden neden neden? Üniversite kantininde bir arkadaşa bırakılan, sahibine verilemeyen bir not... İnsanların yaşamını değiştirebilir mi, peki ya bir radyo programında seneler sonra beklemediğiniz birinin sesini duysanız ne tepki verirsiniz?

Kitabı bitirince kafamda pek çok soru işareti kaldı, fakat devam kitabı varmış :) İlk kitap olmasına rağmen akıcı ve güzel bir kurgu yaratmış Ece Altınkaya. Yazarlık kariyerinde başarılar dilerim kendisine. Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim. 



Kitabın Yazarı: Ece Altınkaya
Yayınevi: Postiga Yayınları
Sayfa Sayısı: 464
Basım Yılı: 2015



Kitaba puanım 4 /5.




a Rafflecopter giveaway

7 Mart 2015

KİTAP TANITIMLARI #3



Kaçınılmaz
   
Amy A. Bartol

 Evie Claremont üniversiteye başladığında, gördüğü kâbusların biteceğini ummuştu. Ama bitmemişlerdi...

 En garip durumlarda bile mantıklı bir açıklama bulmaya çalışan Evie’nin hayatında, ikinci sınıf öğrencisi Reed Wellington’la tanıştıktan sonra akla mantığa sığmayacak şeyler olmaya başlamıştı. Reed’e karşı hissettiği anlamsız çekim de işleri iyice karıştırıyordu. Çünkü Reed, Evie’ye hayatta başına gelip gelebilecek en korkunç şeymiş gibi davranıyordu. Yine de ne zaman ihtiyacı olsa, hayatını kurtarmak için Reed oradaydı…

 Reed’in sakladığı sır neydi? Evie’nin şüpheleri doğru muydu? Peki, rüyalarında gördüğü o karanlık gelecek kaçınılmaz mıydı?


Kaçınılmaz
  
Yazar: Amy A. Bartol
Sayfa Sayısı: 432 sayfa
Dağıtım Tarih: 06/03/2015



Kötü Prensesler

Linda Rodriguez McRobbie
   
“Her kız hayatının bir döneminde kendini prenses zanneder.” 
 – Lindy, Alex Finn’in Beastly adlı romanından

 Her küçük kız mı? Pek sayılmaz.
  
 Onların hikâyelerini bildiğinizi mi sanıyorsunuz? Grimm Kardeşleri okudunuz, Disney çizgi filmlerini izlediniz ve o erdemli prenseslerin sonsuza dek mutlu yaşamlarını seyrettiniz… Peki ama gerçek hayattaki prenseslerin yaşamları da böyle miydi?

 Elbette birçoğu zarif ve yüce gönüllü liderlerdi ama birçoğu da güç uğruna acımasızdı, ve hepsinin asil yaşamlarında saklamak istedikleri sırları vardı: cariyelikten sultanlığa yükselen, Hürrem Sultan; Nazi ajanı olan prenses, Stephanie von Hohenlohe; tacizci prenses, Catherine Radziwill; erkek gibi giyinen prenses, Christina; et maskesi takan prenses, Avusturyalı Elizabeth ve sırtında bağlı oğluyla isyana önderlik eden, Lakshmibai…

 Kötü Prensesler, tüm bu kadınların ve daha birçoğunun beklenmedik hikâyelerini gözler önüne seriyor.


Kötü Prensesler
  
Yazar: Linda Rodriguez McRobbie
Sayfa Sayısı: 392 sayfa
Dağıtım Tarih: 13/03/2015

6 Mart 2015

RKBT 3. GÜN UNUTMA BENİ-LİSA GENOVA- YURTDIŞI KAPAKLARI VE YURTDIŞI YORUMLARI



Artemis Yayınları katkılarıyla turunu düzenlediğimiz Unutma Beni'nin, yurtdışında aldığı yorumlardan ve yurtdışında yayınlanan kapaklarından derlediğim yazımı paylaşacağım bugün. 

Kapaklara göz attığımızda, genel anlamda çoğunda, kitapta da geçen kelebek figürünün kullanıldığını görüyoruz. Diğer bir çoğunluk ise, Julianne Moore'un filmde canlandırdığı bir kare ile kitap kapağını süslemiş. 















Yurtdışı yorumlara geçersek;



5 PUAN

Kelimeleri burada ziyan etmeyeceğim. Bu kitabı okuyun. Asla unutmayacağım. Kalbimi kırdı, bana çok şey öğretti ve hatırlattı. Tebrik ederim. Son derece iyi yazılmış.


4 PUAN

Bu bir kadının Alzheimer teşhisi konduktan sonra, kendi tepkisi ile mücadele eden bir hikaye. Hastalık, ailesi ve kayıp duygusuyla Alice'in ilişkilerinde çok gerçek. Yazar, sadece Alice'in iç savaşını canlandırmayı seçti anladığım kadarıyla, eşinin de düşüncelerini biraz görmek isterdim.


3 PUAN

Alzheimer ile yaşamak hakkında ilginç bir hikaye. Alice'in bakış açısıyla yazılmış. Hala bir şey olacakmış gibi. Hikaye bitmemiş,kendini hissettiriyor.Hikaye eksik olduğu için 3 yıldız veriyorum.


2 PUAN

Bu kitap,bir arkadaşım tarafından tavsiye edildi .Okumaya devam ettim, ama hikayenin içine giremedim. İyiye gitmesi için bekledim. Fakat okumayı bıraktım.


1 PUAN

Şimdiye kadar okuduğum en dokunaklı kitaplardan biri oldu.Karakterler bana hiçbir sempati uyandırmadı. Bu hikayede ilginç olan tek şey, Alzheimer hastalığının ilerlemesi.



5 Mart 2015

RKBT 2. GÜN UNUTMA BENİ-LİSA GENOVA YORUM VE ÇEKİLİŞ



Kitap Tanıtımı:

Artık dünü yoktu, belki yarını da. Sadece bugüne sahipti. Ama o, hatırlayacağı son anı için savaşmaya kararlıydı.

Elli yaşındaki Alice Howland hayatıyla gurur duyuyordu. Harvard'da bilişsel psikoloji profesörüydü ve dilbilim alanında dünyaca tanınan bir uzmandı. Aynı zamanda başarılı bir eşi ve üç yetişkin çocuğu vardı. Ancak Alice, unutkanlığının arttığını, aklının giderek karıştığını hissetmeye başlamıştı. Derken trajik bir teşhis hayatını geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Etkileyici olduğu kadar rahatsız edici bir hikâye olan Unutma Beni, sizi Alzheimer hastalığının üzücü yolculuğuna çıkarıyor. Akıl Oyunları kadar sarsıcı, Sıradan İnsanlar kadar unutulmaz bir eser.

"Unutma Beni'yi okuduktan sonra içimden, yabancılarla dolu trende ayağa kalkıp bu kitabı almanız lazım, diye bağırmak geldi."
- The Boston Globe-

"Herkese anlatılması gereken bir hikâye."
- Brunonia Barry, New York Times Çoksatarı Yazar-




Kitap Yorumu:  

50 yaşında, evli, Harvard'da 25 senelik profesörlük kariyeri olan, 3 çocuklu bir kadın, Alice Howland.

Alice, 50 yaşına 1 ay kala, birtakım unutma problemlerinin olduğunu farkeder. Ve bunu yaşı gereği, menopoz dönemine bağlar. Çevresi de yavaş yavaş bu durumun menopozdan değil, daha ciddi bir sağlık sorunundan kaynaklandığını düşünmeye başlar. Ve Alice, önce yıllardır gittiği doktora gider. Tetkikleri ve filmlerinde her şey normaldir. Başka bir doktora giden Alice, doktorun koyduğu Alzheimer teşhisi ile yıkılır.

Teşhisin ardından, Alice'in eşi John, alternatif yöntemleri, tedavileri vb. pek çok şeyi araştırmaya başlar. Alice, yeni bir ilacın 15 aylık deneklerinden biri olacaktır. Amylix, Alice'i iyileştirebilecek midir acaba?

Kitabın konusu çok güzel. Bu kitabın turunu aldığımız için mutluyum. Öncelikle, kitaptaki tıbbi terimler, anlamadığım için okurken beni bazen sıktı. Alice'in çabaları, üzüntüleri, unutmaları, hatırlamaları, duyguları öyle güzel geçiyor ki okuyana. Bu anlamda çok başarılı bir kurgu olmuş. Aile bireylerine bakarsak, hepsi değişik aslında. En büyük kızları Anna, annesine Alzheimer teşhisi konulduğunu öğrendiği ilk an, henüz hamile bile olmadığı halde, benim bebeğimde de Alzheimer olacak mı acaba diye derde düşüyor. Bu bana çok saçma geldi. Annen hasta yahu,seni hatırlamayacak bir daha. Tom ve Lydia, daha mantıklı kişilerdi bence. Ve Alice'in kocası John. Karısının Alzheimer teşhisine rağmen, hala kendi kariyerinin derdinde olan, aldığı terfi teklifi ile New York'a gitmenin derdinde, bencil bir adam. Kitabın sonuna baktığımızda da, muallakta kalan bazı noktalar var bence. Merak ediyorum ben acaba ne oldu karakterlere? En yakın zamanda filmini de izleyeceğim. Ve kitabımızın filminde, Alice Howland karakterini Julianne Moore canlandırdı. Ve performansı ile geçtiğimiz günlerde En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kucakladı. 


Özellikle kitabın çok duygusal sahnelerinde, eminim sizler de durup düşünecek, bazen şükredecek, bazen sizin ve sevdiklerinizin de bu hastalığa kurban olmaması için dua edeceksiniz.

Artemis Yayınları'na, yapılan kusursuz editörlük için teşekkür ederim. Son zamanlarda okuduğum en kaliteli redakteye sahip kitaptı. Çevirisi de iyiydi.

Pek çok yerinde gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız, Alzheimer hakkında farkındalık yaratan bu kitabı tavsiye ederim. Keyifli okumalar.



Kitabın Yazarı: Lisa Genova
Çevirmen: Bilge Gündüz
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 340
Baskı Yılı: 2015


Kitaba puanım 4/5.










a Rafflecopter giveaway
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...