31 Aralık 2015

Kuzey Masalı- Zeliha Eren- Yorum



Kitap Tanıtımı:

Konuşmaktan çok homurdanarak iletişim kuran, Bilişim İstihbarat Servisi'nin yakışıklı ve sert ajanı Kuzey Karaarslan, dünyayı birbirine katan özel bir anahtarın sahibi olan zeki, baş belası ve kızıl kafalı Masal Kılıç ile karşılaştığında başına gelen ilk şey, pembe iç çamaşırlarıydı.

Bunun sadece bir başlangıç olduğunu anlaması ise hiç uzun sürmedi.
Kuzey, hayatı boyunca eline pers gülü renginde oje almamıştı. Bir dakika! Kuzey eline hiç oje almamıştı ki! Ta ki renklerin kitabını yazan, sakar bir belaya kalbini kaptırana dek…

Erkek türüyle sınırlı kalmayıp, son model arabalarından bile kıskandığı Masal için cayır cayır yanarken, dünyayı kurtarmak o kadar da kolay değildi. Operasyonun kilit ismi Masal da onunla aynı kulvarda koşuyordu. Çünkü Kuzey etrafındayken, dibi tutan yemekten farkı kalmıyordu.

İki zıt kutbun sıfırlı ve birli hikâyesiyle, bilişim dünyasına aşk dolu bir yolculuk yapacaksınız. Kemerlerinizi bağlamayı unutmayın!
Tavsiye: Sakin olmadan okuyun!

"Alışılmadık bir macera, hız kesmeyen bir aşk... Satırlarında kaybolacaksınız."
- Asude-



Kitap Yorumu:


Çook beğendiğim bir kitabın yorumuyla karşınızdayım. Kitabı okuyalı bir ayı geçkin bir zaman oldu fakat yorumu biraz gecikti :(

Kuzey Masalı, yazarın basılmış ilk kitabı. Fakat ben kendisine daha önceden forum sayfalarında denk gelmiştim farklı bir hikayesiyle, fakat kalemiyle tanışmak ilk kitabı Kuzey Masalı'na kısmetmiş :)

27 Aralık 2015

Konuş Benimle-Laurie Halse Anderson- Kitap Yorumu




Kitap Tanıtımı:

Konuşmak gittikçe zorlaşıyordu. Boğazım sürekli acıyor, dudaklarım kuruyordu. Geceleri uyurken çenemi o kadar sıkıyordum ki sabahları başım ağrıyordu… Ne zaman annemle, babamla ya da öğretmenlerden biriyle konuşmaya çalışsam ya kekeliyor ya da donup kalıyordum. Sorunum neydi benim?

Melinda Sordino'nun bir sırrı var. Ama sırrını paylaşabileceği kimsesi yok. Bütün arkadaşları, hatta tanımadığı insanlar bile ondan nefret ediyor. Ve günden güne içine kapanan Melinda, çareyi susmakta buluyor. Yalnızlaştıkça susuyor, sustukça yalnızlaşıyor. Ta ki O ŞEY'den kaçıp saklanamayacağını, O GECE'yi unutamayacağını anlayana dek…


Kitap Yorumu:


Yepyeni bir kitap yorumundan merhaba :) Konuş Benimle, Go! Kitap'tan yeni çıktı. Kitabın uyarlama bir filmi de var izlemek isteyenler için :)

Kitaba başlarken büyük bir merakla başladım. Çünkü, kitap çıktığı zaman pek çok kişi, filmini izlediği için heyecanlandı. Ben izlememiştim. Bu yüzden konuyu bilmeyerek başladım. Konuya biraz bakmamız gerekirse;

Melinda Sordino, esas kızımız. Liseye başlıyor. Fakat çok yalnız bir kız. Eski arkadaşları, eski dostları, ailesi bile Melinda ile ilgilenmiyor. Melinda kendi yalnızlığında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Okula başladığında mezuniyetine ne kadar gün kaldığını bile hesaplıyor Melinda. Çünkü okulu sevmiyor. Okuldaki en büyük avuntusu ise eski bir hademe odası. Burası kızımızın kaçış noktası oluyor zaman zaman.

Melinda'nın bir sırrı var ve bunu içine atmış. Kitabın çok büyük bir kısmında bu sırrı bilmiyoruz. Öğrendiğimizde de, Melinda artık kendisi için bir şeyler yapmak için çabalıyor. Bu attığı adımlar sayesinde Melinda'nın gelişimini gözlemleyebiliyoruz.

Melinda'nın ailesini kitap boyunca sevemedim. Ne olursa olsun insanların çocuklarına karşı sorumsuz olmaması gerektiğini düşünüyorum, ki Melinda bir ergen. İçine kapanma sebeplerinden biri de ailesi.Ve elbetteki yaşadığı kötü olay.

Tüm bunlara rağmen Melinda'nın hayatında güzel insanlar da var. Resim öğretmeni Bay Freeman örneğin. Bay Freeman, öğretmenliğin sadece ders vaktini tamamlayıp sınıftan ayrılmak ve öğrencileri ödevlere boğmak demek olmadığının en büyük kanıtı. Kişisel görüşüm, öğretmenlerin öğrencileri ile olan etkileşimlerinde öğrencilerinin psikolojilerini takip ederek, onları çeşitli faydalı etkinliklere yöneltmek. Kitabımızda Bay Freeman, Melinda'yı resim yaparak içini dökme, onu konuşturmaya çalışma gibi hareketlerle destek oldu. Bu da Melinda'nın hayatına bir yol göstericilik oldu. Çünkü bu noktada ailesi çok yetersiz kalmıştı.

Kitabın büyük bir kısmında duygu eksikliği vardı. Benim en büyük eleştirim kitap için bu olacak. Gerçi onun da sebebi var. Çünkü Melinda kitap boyunca konuşmuyor. Onun kafasından geçenleri okuyoruz. Duygu yoğunluğunun geçmemesi bu noktada çok doğal yani. Dediğim gibi kızımızın ailesi de bir parça okurken gıcık etti.

Konu olarak hassas bir konu yazarın işlediği. Çok aşırıya kaçmadan işlemiş kitap boyunca. Kapağa anlam verememiştim ama okuyunca anladım kapaktaki ağaç ve yaprakları. Sizde okuyup görün derim :) Çeviri ve editoryal çalışması da gayet başarılıydı.Kitabın sonunda yazarın kitapla ve karakterlerle alakalı bir röportajı ve kitabın içeriğindeki olayla alakalı çeşitli bilgiler var. Bu ek kısımları gayet başarılı buldum.

 Okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum, belki okuduktan sonra benim de yapacağım gibi filmini izler kıyaslarsınız :)

Kitabın Yazarı: Laurie Halse Anderson
Çevirmen: Duygu Yücel 
Yayınevi: Go! Kitap
Sayfa Sayısı: 304
Basım Yılı: 2015


Kitaba puanım 4/5





14 Aralık 2015

Gece- Elie Wiesel- Yorum



Kitap Tanıtımı:

Tüm İnsanlığa Okutulması Gereken Kitap."
-Oprah-

Transilvanya'nın Sighet şehrinde doğan Elie Wiesel, 1944'te, ailesiyle beraber Auschwitz, ardından Birkenau'ya gönderildiğinde henüz 16 yaşındaydı. Gece, onun bu hatıralarının kitabıdır: Bir daha hiç görmeyeceği annesi ve küçük kız kardeşinden ayrılışı, babasıyla açlığı, soğuğu, darbeleri ve işkenceyi paylaştığı kamplar… Ve insan onurunu kaybetmenin utancı.

Gece'yi bu denli ürpertici kılan şey; yazarın başından geçen olayları -mış gibi yapmadan, bir tepki olarak gösterilen her düşüncenin, korkunun ve acının resmini derin fırça darbeleriyle gözler önüne seriyor olmasıdır. Hafızalardan silinmeyecek bir tarihe tanıklığın küçücük bir kitaba sığdırıldığı bu dev şaheser, yüreğinizle sizi baş başa bırakacak.

1986'da Nobel Barış Ödülü'nü alan Wiesel, Boston Üniversitesi'nde fahri profesör unvanıyla ders vermektedir.


Kitap Yorumu:

Merhabalar, bu sefer bir otobiyografi ile karşınızdayım. Esasen okumayı sevdiğim bir tür biyografi ve otobiyografiler. Ve yine 2. Dünya Savaşı döneminde geçen kitap ve filmleri takip etmeyi seviyorum. Anlayacağınız üzere kitabımız, savaş ve esaret günlerini atlatmış yazarın otobiyografisi.

Gece (La Nuit); Elie Wiesel'in 3 kitaptan oluşan serisinin ilk kitabı. Bu kitap 30'dan fazla dile çevrilmiş. Yazarın aynı zamanda, Nobel Barış Ödülü olmak üzere pek çok ödülü var.

Annesi,babası ve üç kız kardeşiyle yaşamına devam eden Elie, dinine düşkün,15 yaşında bir genç.

Kitap, ailelerin toplama kampına götürülmeleri ile başlıyor. Herkes ailesinden, sevdiklerinden ayrılmak zorunda. Kimse gidilecek yerdeki şartları bilmiyor, hayatta kalmak tek amaç.

Annesi ve kardeşlerinden ayrılan Elie ve yanındaki tek desteği olan babası için hayat çok zordur. Sürekli toplama kampında elemeler yapılıyordur ve Elie, babasından ayrılmamak için türlü çabalar içerisindedir. Ayazda çalıştırılma, yemeksiz bırakılma, fırın cezası, hastalıklarla ilaçsız boğuşma, sözel-psikolojik baskı onları en çok yıpratan şey. Geleceğin belirsizliği, evlerine dönüp dönemeyecekleri sorunu ise akıllarındaki en önemli şey.

Tarihi bir konu olduğu için, toplama kamplarının neticesini bilenler için spoiler korkusu gütmeden kitabın sonunu ve belki de beni en çok üzen yeri yazacağım. Türlü işkencelere, dayaklara,sağlık sorunlarına rağmen ayrılmayan baba-oğulun, bir bulaşıcı hastalık yüzünden ayrılması beni o kadar üzdü ki... Birbirlerinden ayrılmamak için pek çok fedakarlık yapsalar da, dizanteri yüzünden ayrılmaları bana çok dokundu. Keşke babası da sağ çıkabilseydi bu esaretten.

Kitaba puan vermiyorum otobiyografi olduğundan dolayı. Fakat kapak, çeviri, önsöz her şey güzeldi. Kitabı bitirdikten sonra önsözü tekrar okudum. Size de bunu tavsiye ederim. Kitap beni zaten çok etkilemişti, bitirip önsözü tekrar okuduğumda daha da etkileyici oldu. Savaş, esaret, 2. Dünya Savaşı konularıyla ilgilenenlerin okumasında yarar olan bir kitap diyebilirim. Keyifli okumalar diliyorum.

Savaşsız bir dünya dileğiyle... 



Yazarın Biyografisi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Elie_Wiesel


...." Hayatımı yedi kez sürgülenmiş uzun bir geceye çeviren kamptaki o ilk geceyi asla unutamayacağım.

O dumanı asla unutmayacağım.

Dilsiz mavi göğün altında vücutları kıvrımlara dönüşen çocukların o ufak suratlarını asla unutmayacağım.

İnancımı sonsuza dek tüketen o alevleri asla unutmayacağım.

Yaşama zevkinden beni sonsuza dek mahrum bırakan bu gece sessizliğini asla unutmayacağım."...



"Güzel bir Mayıs günüydü. Havada ilkbahar kokuları vardı. Güneş batıya doğru iniyordu. Bir müddet daha yürümüştük ki, başka bir kampın tellerini gördük. Üzerinde "Çalışmak özgürlüktür." ibaresi bulunan demir bir kapı. 

AUSCHWİTZ."


"Buna'da son gece. Bir kez daha son bir gece. Evdeki son gece, gettodaki son gece, vagondaki son gece ve şimdi, Buna'daki son gece. Hayatlarımız daha ne kadar bir son geceden öbürüne savrulacaktı?"



"Bir gün, ancak tüm gücümü topladıktan sonra kalkabildim. Karşı duvarda asılı olan aynada kendimi görmek istiyordum. Gettodan beri kendimi görmemiştim.
Aynanın derinliklerinden bir ceset bana bakıyordu.
Gözlerimdeki bakışı beni hiç terk etmedi..."


Kitabın Yazarı: Elie Wiesel
Çevirmen: Dila Balça Öğün
Yayınevi: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 176
Basım Yılı: 2015



6 Aralık 2015

-DKOE- Ben O Değilim- Fatma Erdek- Yorum





Kitap Tanıtımı:

Siz hiç, birbirine tıpatıp benzeyen ikizler gördünüz mü? İşte ben onlardan biriyim... Adım, Arın Soylu.

Genç, yakışıklı, güçlü ve mutlu bir erkeğin hayatı, bir anda nasıl altüst olur? Kolay… Bunun için, serseri ikizinizle, akıl almaz bir oyunun içine girmeniz yeterli. Sadece üç haftalığına, başka birinin hayatını yaşamaya cesaret ederseniz, beraberinde gelecek bütün sürprizlere de hazırlıklı olmalısınız.

Ben de hazırlıklıydım. Ta ki onu görene kadar... Tuna'mı… Bal rengi saçları ve güneş gibi parlayan yüzüyle, birdenbire hayatımı kökünden değiştirmişti. O benim beklediğimdi, o benim geleceğimdi. Onu elde etmeme kimse engel olamazdı. Hiçbir şey beni durduramazdı. Durduramadı da…

Başardım mı? Evet! Onu aşkıma inandırdım. Onu kendime âşık ettim. Peki ya sonra? Hiçbir yalan sonsuza dek sürmez, öyle değil mi? Bir gün, hiç ummadığım bir anda, yalanımla yüzleşmek zorunda kaldım. Artık 'Ben o değilim' desem de bir faydası yoktu. Tuna bana inanmıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Vaz mı geçecektim hayatımın kadınından? Elbette hayır! Bedelini ödeyip, seni kazanacağım, Tuna cadısı! Her ne olursa olsun…


Kitap Yorumu:

Merhabalar herkese :) Takip edenler bilecektir, kendimce sıkı bir Fatma Erdek okuru ve takipçisiyim. Bilmeyenler de öğrensin bu vesile ile :) Kendisinin kalemi ile tanışıklığım ilk kitabı Melekler Zamanı'nın ilk baskısının çıktığı zamana dayanıyor. Daha sonrası ise Ephesus Yayınları'na geçiş, Melekler Zamanı yeni baskısı, Kara Kış Beyaz Düş, Erken Rüya Zamanlar ve Gece İle Şafak. Şimdi de en yeni kitabı olan Ben O Değilim. 

Yazarımız bu sefer, naif dramatik tarzının dışına çıkarak okuru gülümsetecek bir hikayeye imza atmış. Yine Fatma Erdek naifliğinde,yine duygu ağırlıklı ama gülümseyebileceğiniz bir
roman. Hem de keyifli bir konu ile karşınızda. 

Soylu Ailesi, 4 çocuklu, sevgi dolu bir ailedir. Gemicilikle uğraşan ailenin, 2 kızı 2 oğlu vardır. Oğulları kitabımızın ana karakterleri olan Arın ve Meriç! İkizlerimiz dış görünüş olarak tıpatıp birbirine benzemekle birlikte, Arın ve Meriç taban tabana zıt karakterlerdir. Arın ne kadar aklı başındaysa Meriç bir o kadar deli dolu bir karakter.

Arın, Yunanistan'da, sevgilisi Celia ile birlikte sakin sakin hayatına devam etmekte, bir yandan da işlerini Yunanistan'da sürdürmektedir. 

Arın'ın bu rutin hayatı, Meriç'ten gelen şu cümle ile tepetaklak olacaktır:

..."Bu kez gerçekten yardımına ihtiyacım var,Arın. Üç hafta Meriç olur musun?"...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...