14 Aralık 2015

Gece- Elie Wiesel- Yorum



Kitap Tanıtımı:

Tüm İnsanlığa Okutulması Gereken Kitap."
-Oprah-

Transilvanya'nın Sighet şehrinde doğan Elie Wiesel, 1944'te, ailesiyle beraber Auschwitz, ardından Birkenau'ya gönderildiğinde henüz 16 yaşındaydı. Gece, onun bu hatıralarının kitabıdır: Bir daha hiç görmeyeceği annesi ve küçük kız kardeşinden ayrılışı, babasıyla açlığı, soğuğu, darbeleri ve işkenceyi paylaştığı kamplar… Ve insan onurunu kaybetmenin utancı.

Gece'yi bu denli ürpertici kılan şey; yazarın başından geçen olayları -mış gibi yapmadan, bir tepki olarak gösterilen her düşüncenin, korkunun ve acının resmini derin fırça darbeleriyle gözler önüne seriyor olmasıdır. Hafızalardan silinmeyecek bir tarihe tanıklığın küçücük bir kitaba sığdırıldığı bu dev şaheser, yüreğinizle sizi baş başa bırakacak.

1986'da Nobel Barış Ödülü'nü alan Wiesel, Boston Üniversitesi'nde fahri profesör unvanıyla ders vermektedir.


Kitap Yorumu:

Merhabalar, bu sefer bir otobiyografi ile karşınızdayım. Esasen okumayı sevdiğim bir tür biyografi ve otobiyografiler. Ve yine 2. Dünya Savaşı döneminde geçen kitap ve filmleri takip etmeyi seviyorum. Anlayacağınız üzere kitabımız, savaş ve esaret günlerini atlatmış yazarın otobiyografisi.

Gece (La Nuit); Elie Wiesel'in 3 kitaptan oluşan serisinin ilk kitabı. Bu kitap 30'dan fazla dile çevrilmiş. Yazarın aynı zamanda, Nobel Barış Ödülü olmak üzere pek çok ödülü var.

Annesi,babası ve üç kız kardeşiyle yaşamına devam eden Elie, dinine düşkün,15 yaşında bir genç.

Kitap, ailelerin toplama kampına götürülmeleri ile başlıyor. Herkes ailesinden, sevdiklerinden ayrılmak zorunda. Kimse gidilecek yerdeki şartları bilmiyor, hayatta kalmak tek amaç.

Annesi ve kardeşlerinden ayrılan Elie ve yanındaki tek desteği olan babası için hayat çok zordur. Sürekli toplama kampında elemeler yapılıyordur ve Elie, babasından ayrılmamak için türlü çabalar içerisindedir. Ayazda çalıştırılma, yemeksiz bırakılma, fırın cezası, hastalıklarla ilaçsız boğuşma, sözel-psikolojik baskı onları en çok yıpratan şey. Geleceğin belirsizliği, evlerine dönüp dönemeyecekleri sorunu ise akıllarındaki en önemli şey.

Tarihi bir konu olduğu için, toplama kamplarının neticesini bilenler için spoiler korkusu gütmeden kitabın sonunu ve belki de beni en çok üzen yeri yazacağım. Türlü işkencelere, dayaklara,sağlık sorunlarına rağmen ayrılmayan baba-oğulun, bir bulaşıcı hastalık yüzünden ayrılması beni o kadar üzdü ki... Birbirlerinden ayrılmamak için pek çok fedakarlık yapsalar da, dizanteri yüzünden ayrılmaları bana çok dokundu. Keşke babası da sağ çıkabilseydi bu esaretten.

Kitaba puan vermiyorum otobiyografi olduğundan dolayı. Fakat kapak, çeviri, önsöz her şey güzeldi. Kitabı bitirdikten sonra önsözü tekrar okudum. Size de bunu tavsiye ederim. Kitap beni zaten çok etkilemişti, bitirip önsözü tekrar okuduğumda daha da etkileyici oldu. Savaş, esaret, 2. Dünya Savaşı konularıyla ilgilenenlerin okumasında yarar olan bir kitap diyebilirim. Keyifli okumalar diliyorum.

Savaşsız bir dünya dileğiyle... 



Yazarın Biyografisi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Elie_Wiesel


...." Hayatımı yedi kez sürgülenmiş uzun bir geceye çeviren kamptaki o ilk geceyi asla unutamayacağım.

O dumanı asla unutmayacağım.

Dilsiz mavi göğün altında vücutları kıvrımlara dönüşen çocukların o ufak suratlarını asla unutmayacağım.

İnancımı sonsuza dek tüketen o alevleri asla unutmayacağım.

Yaşama zevkinden beni sonsuza dek mahrum bırakan bu gece sessizliğini asla unutmayacağım."...



"Güzel bir Mayıs günüydü. Havada ilkbahar kokuları vardı. Güneş batıya doğru iniyordu. Bir müddet daha yürümüştük ki, başka bir kampın tellerini gördük. Üzerinde "Çalışmak özgürlüktür." ibaresi bulunan demir bir kapı. 

AUSCHWİTZ."


"Buna'da son gece. Bir kez daha son bir gece. Evdeki son gece, gettodaki son gece, vagondaki son gece ve şimdi, Buna'daki son gece. Hayatlarımız daha ne kadar bir son geceden öbürüne savrulacaktı?"



"Bir gün, ancak tüm gücümü topladıktan sonra kalkabildim. Karşı duvarda asılı olan aynada kendimi görmek istiyordum. Gettodan beri kendimi görmemiştim.
Aynanın derinliklerinden bir ceset bana bakıyordu.
Gözlerimdeki bakışı beni hiç terk etmedi..."


Kitabın Yazarı: Elie Wiesel
Çevirmen: Dila Balça Öğün
Yayınevi: Koridor Yayınları
Sayfa Sayısı: 176
Basım Yılı: 2015



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...